Ad 728x90

27.11.2018

ULU BOZKIRDA YÜKSELEN MEDENİYET VE KAZAKİSTAN’IN ULUSAL VİZYONU

ULU BOZKIRDA YÜKSELEN MEDENİYET VE KAZAKİSTAN’IN ULUSAL VİZYONU



Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in kaleme aldığı “Ulu Bozkırın Yedi Karakteri” başlıklı makale 21 Kasım 2018 tarihinde yayınlandı. Söz konusu makalede Nazarbayev’in, Kazakistan tarihinin modern tarih bilimi açısından bütünlük içerisinde analiz edilmesini ve kavranılmasını hedeflediğini görüyoruz. Bir başka ifade ile tarihsel bilincin modernizasyonunu hedef alan bir makale olduğunu söylemek mümkün.
Makale, Nazarbayev’in 1997 yılında kaleme aldığı “Tarihin Akışında” adlı kitabın devamı olarak kabul edilebilir. Söz konusu kitapta yer alan“Eğer biz devletleşmek ve uzun ömürlü bir devlet kurmak istiyorsak, o zaman, halkın maneviyat kaynaklarını bilmemiz çok önemlidir.” ifadesi makalenin temel dayanağı gibidir.
Makalenin, Kazakistan’ın ve Kazak Ulusu’nun ve de bir bütün olarak Ulu Bozkır’da yeşerip gelişen Türk Medeniyeti’nin dünya tarihindeki rolünü objektif biçimde tanımlama ve tarihsel belleği yeniden inşa etme yolunda önemli bir adım olduğunu söylemek gerekir.
Makalede değinilen Proto-devletler birliğinin çoğunluğunun günümüz Kazakistan topraklarında kurulmuş olması ve bunun Kazak halkının etno-genetiğinin esas elementlerini oluşturması; pek çok büyük kültürel başarılar dizisinin Kazakistan coğrafyasına dışarıdan gelmemiş ve tam aksine pek çoğunun üzerinde bulunulan uçsuz bucaksız bölgede meydana gelerek Batı’ya ve Doğu’ya, Güney’e ve Kuzey’e yayılmış olması; bulunan tarihi eserlerin atalarımızın kendi zamanlarının en ileri ve gelişmiş teknolojilerle doğrudan ilişkilerinin olduğunu kanıtlıyor olması gibi faktörlerin, Kazak Ulusu’nun tarihsel köklerinin bugüne kadar söylenenden çok daha öteye ulaştığını gösterdiğine vurgu yapılmaktadır.
Yeni bir ulusal tarih vizyonuyla, ulusal kimliğin ve benliğin farkındalığının hedeflendiği makalede, üzerinde yaşanılan “Ulu Bozkır”ın yedi temel değeri şöyle ifade ediliyor:
1- Binicilik Kültürü: At yetiştiriciliği ve binicilik kültürü “Ulu Bozkır"da doğmuştur. Özellikle ülkenin kuzey bölgelerindeki kazılarda elde edilen bulgular atların ilk kez bu bölgede yetiştirildiğini kanıtlamaktadır. Atların evcilleştirilmesi ve binicilik kültürünün gelişmesi ile atalarımız yaşadıkları coğrafyada eşsiz bir üstünlük sağlamış, küresel ölçekte ise ekonomik ve askeri alanlarda büyük bir devrime yol açmıştır. Yüksek eğer ve üzenginin keşfi, ata binmeyi ve at üzerinde savaşı kolaylaştırması için giysilerin alt ve üst olarak ayrılması ve böylece pantolonun icadı gibi tarihe yön veren buluşlar da yine atalarımızın geliştirdiği at ve binicilik kültürünün ürünlerindendir.
2- Antik Metalürji: Kazakistan metalik cevherler bakımından çok zengin topraklara sahiptir. Antik çağda Kazakistan’ın çeşitli bölgelerinde bronz, bakır, çinko, demir, gümüş ve altın alaşımlarının çıkarıldığı madencilik merkezleri ortaya çıkmıştır. Kazılarda elde edilen el yapımı mücevherler, ev eşyaları ve silahlar bölgede antik çağda uygarlığın teknolojik açıdan oldukça hızlı geliştiğini göstermektedir.
3- Hayvan Stili: Atalarımız kendilerini doğanın ayrılmaz bir parçası olarak görmüşler ve çevre ile barışık bir yaşam sürmüşlerdir. Buna uygun olarak gelişen dünya görüşü sanatlarına da yansımıştır. Bu kültürün en zengin ve parlak ürünü “hayvan stili” denilen sanattır. Çoğunlukla kendi ırklarının yaşadığı coğrafyada yaşayan hayvanların sembolize etmişlerdir. Nitekim, çok ender görülen ve kar leoparı olarak da adlandırılan “pars”ın, Kazakistan’ın ulusal sembollerinden biri olması tesadüf değildir. Sanat tarihi açısından “hayvan stili”, en yüksek seviyedeki dünya sanatlarından biridir.
4- Altın Elbiseli Adam: 1969 yılında Kazakistan’ın Esik kalesinde bulunan “Altın Elbiseli Adam”, sanat eleştirmenleri arasında “Kazakistanlı Tutankamun” olarak da adlandırılmış çok önemli bir keşiftir. Savaşçının altınla kaplanmış eşsiz kıyafetinde görülen ince altın işçiliği, döneminde altın işleme tekniğinin ne kadar ilerlemiş olduğunu göstermektedir. “Altın Elbiseli Adam”, bozkır medeniyetinin gelişmişliğini, gücünü, estetik anlayışını ve mitolojisini dünyaya tanıttı. Mezarda bulunan zengin sanat eserleri atalarımızın entelektüel geleneklere sahip olduğunu kanıtlamış oldu. Burada bulunan gümüş kaselerin birinde görülen işaret ve tamgalar da Orta Asya’da bulunan en eski yazılar oldu.
5- Türk Dünyası’nın Beşiği: Altay bölgesinin Kazaklar ve diğer bazı Avrasya halkları açısından önemlidir. Kazakistan’ın tacı olan bu yüce dağlar aynı zamanda Türk dünyasının beşiğidir. Bu topraklarda birbirini takip eden Türk devletlerinin izlerini Kazakistan’ın ekonomik, siyasi ve kültürel yaşamında görmek kaçınılmazdır. Uçsuz bucaksız bu topraklarda hüküm süren Türkler, kendilerine özgü göçebe ve yerleşik medeniyet oluşturmuş, orta çağlarda sanat, bilim ve ticaret merkezi haline gelen şehirler inşa etmişlerdir. El-Farabi ve Hoca Ahmet Yesevi gibi büyük değerlerin bu topraklarda yaşamış olması şüphesiz ki tesadüf değildir.
6- Ulu İpek Yolu: Avrasya’nın göbeğinde yer alması nedeni ile Kazakistan eskiden beri çeşitli devletler ve medeniyetler arasında transit geçiş için önemli bir yer olmuştur. Özellikle “Ulu İpek Yolu” sisteminin geliştirilmesinde kilit bir rol oynamış, oluşan bu yol milletler arasında küresel mal dolaşımı ve entelektüel alışverişin oluşması ve gelişmesi için güçlü bir zemin olmuştur. Orta Asya’nın göbeğinde Türklerin hüküm sürdüğü dönemlerde “Ulu İpek Yolu” gelişmişlik açısında en parlak dönemlerini yaşamış ve uluslararası düzeyde ekonominin ve kültürün gelişmesine katkı sağlamıştır.
7- Kazakistan – Elma ve Lalenin Vatanı: Alatau’ın eteklerinin elma ve lalenin “tarihi vatanı” olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu bitkiler ilk kez bu bölgede kök salmış ve bütün dünyaya buradan yayılmıştır. Elma, Kazakistan topraklarındaki Alatau yamaçlarından “Ulu İpek Yolu”nun eski güzergahı üzerinden ilk olarak Akdeniz’e, daha sonra da bütün dünyaya yayılmıştır. Güneyinde bulunan ve Kazakistan’ın en güzel şehirlerinden biri Almatı’nın adı da buradan gelmektedir. Günümüzde dünyada lalenin 3 binden fazla çeşidi mevcuttur bunların çoğunluğu üzerinde yaşadığımız bozkır lalelerin soyundan gelmektedir. Halen Kazakistan’da 35 çeşit lale yetişmektedir.
“Ulu Bozkır”ın temel direklerini yedi başlık altında toplayan Nazarbayev, bu temellerin araştırılması, tanıtılması ve geleceğe taşınması için bir dizi proje önermektedir. Önerdiği bu projeleri ise altı başlık altında toplamıştır. Bunlar: a) Arşiv 2025; b) Ulu Bozkırın Ünlü İsimleri; c) Türk Dünyasının Oluşumu; d) Ulu Bozkırın Eski Sanat ve Teknoloji Müzesi; e) Ulu Bozkırın Bin Yıllık Folkloru ve Müziği; f) Tarihin Film ve Televizyonda Yansıması.
Bu projeler bir bütün milli tarihin medeniyet bilinci çerçevesinde yeniden yapılandırılması ve kültürel mirasın geleceğe taşınmasını hedeflemektedir. Bu açıdan da Cumhuriyetimizin kuruluş aşamalarında yaşadığımız süreçlerle çokça benzerlik taşımaktadır. Temennimiz bu projelerin en kısa sürede hayata geçmesi ve örnek teşkil etmesidir.
Çağlar Erbek
Araştırmacı – Yazar
Kazak Kültür Platformu Başkanı

3.03.2018

Azerbaycan'da Yaklaşan Seçimler ve Düşündürdükleri

Azerbaycan'da Yaklaşan Seçimler ve Düşündürdükleri


Kazak Kültür Platformu Başkanı Çağlar Erbek, Azerbaycan'da yaklaşan seçimlerle ilgili olarak Azerbaycan basınına demeç verdi.

İşte Çağlar Erbek'in Azerbaycan basınına yaptığı değerlendirme:

Azerbaycan seçimlerinin erkene alınmasının iç siyasetten ziyade dış siyasete ve bölgedeki gelişmelere bağlı olduğunu düşünüyorum. Rusya’da ve Ermenistan’da da yaklaşan seçimler bu etkenlerin başında geliyor. Aşağı yukarı aynı dönemde yapılacak bu seçimleri şüphesiz ki Azerbaycan için önem taşımaktadır. Muhtemeldir ki Azerbaycan seçimleri öne alarak yeni döneme bir an önce hazırlanmak ve dış politikaya yoğunlaşmak istemektedir.

Geçen yıl artan petrol fiyatlarının da etkisiyle Azerbaycan ekonomisinde görülen büyüme ve istikrarın da seçimin öne alınmasında etken olduğunu söylemek mümkün. Bu büyüme ve istikrarın mevcut yönetim açısından sandıklara olumlu yansıması olacağını varsaymak yanlış olmayacaktır.

2016 yazında yapılan referandumla cumhurbaşkanlığı görev süresi beş yıldan yedi yıla çıkarılmıştı. Öne alınarak bu yıl gerçekleştirilecek bir seçimle mevcut cumhurbaşkanının 2025 yılına kadar görev süresi uzatılabilir. Bu da gerek içteki istikrarın devamı, gerekse de dış politikada etkinlik açısından tercih edilmiş olabilir.

Azerbaycan oldukça genç bir demokrasiye sahip bağımsız bir ülkedir. Her geçen yıl demokrasi kültürü tecrübe kazanmakta ve gelişmektedir. Bununla birlikte seçim tarihlerinin kısa süre içerisinden birden fazla kez değiştirilmiş olması gibi kimi faktörler, bazı şeylerin tam oturmadığını gösteriyor. Azerbaycan demokrasisinin kurumsallaşması için biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. 


Çağlar Erbek

28.07.2017

Қазақстанда Ұлттық Жаңғыру және Назарбаевтің Көрегендігі

Қазақстанда Ұлттық Жаңғыру және Назарбаевтің Көрегендігі


Қазақстан өзінің табиғи байлықтарын, әлемдік және аймақтық тұрғыда маңызға ие геосаяси орнын, саяси және мәдени тәжирибесін пайдаланып келді, аймақтағы және әлемдегі тепе-теңдікке дұрыс баға бере отырып, халықаралық нормаларға сәйкес зайырлы, демократиялық мемлекет ретінде дамуды көздеп және осының арқасында қысқа мерзімде таңқаларлықтай жетістіктерге қол жеткізе отырып, аймақта өзіндік орны бар мемлекетке айнала білді. Сөзсіз бұл жетістік, елбасы Нұрсұлтан Назарбаевтың арқасында.

Кеңес үкіметі тарағаннан кейін Орта Азиядағы мемлекеттер ішінде көрініс тапқан саяси дамудың ерекшелігі ретінде демократияның жоғарыдан төмен қарай және көбінесе бұрынғы биліктің алдыңғы қатарлы басшылары тарапынан дамытылғандығын көрсетуге болады. Бұл алғашқы кезде түрлі қиындықтың туындауына себеп болса да, жаңа конституциялардың қабылдануы парламеттің, саяси партиялардың және мемлекеттік емес ұйымдардың құрылуы, аталған қиындықтарды шешуді жеңілдетті.

Аты аталған мемлекеттерде жүзеге асырылған конституциялық реформалар бұл елдердің, дәстүрлі қоғамдық және саяси режимдерін қайта өңдеу, батыс елдерініңконституциялық нормаларынөзінің мәдениетіне сәйкестендіру ретінде қарастыруға болады.

Жаһандану және жаңғыру жолында аймақтағы мемлекеттер әр түрлі үлгіні ұстанғандығын айтуға болады. Мысалға; «түрлі-түсті төңкеріс» (Қырғызстан), мемлекеттік негізде жаңғыру (Қазақстан), қарама-қайшыреформа (Тәжікстан және Өзбекстан) немесе қолданыстағы мемлекеттік басқару түрінің өзгергендігін көрсету үшін, жүзеге асырылған өзгерістер.

Қазақстан мемлекеті, көптеген қиыншылықтарға қарамастан, демократиялану және жаңғыру жолында қысқа уақыт ішінде біршама жолды басып өтіп, маңызды жетістіктерге қол жеткізді. Сонымен қатар аз ғана уақыт ішінде, тұрақты дамып көрші елдерге үлгі боларлықтай дәрежеге жетті.

Қазақстанның қол жеткізген жетістіктерінің ең маңызды себептерінің бірі, Қазақстанда мемлекеттік негізде жаңғыру және демократиялану әдісінің мемлекет және аймақтық жағдайларға байланысты өте ыңғайлы модел болуында. Дегенмен барлық мемлекетке бірдей әдіс ұсынылса, нетижесінде, адам түңілерлік жағдайдың туындауына себеп болатынын естен шығармау қажет. Қазақстан өткен мен болашақ арасында байланыс орнатуды, әлемдік демократиялық нормаларынды өз мәдениетіне біртіндеп сәйкестендіруді жүзеге асыра білді.

Елбасы Нұрсұлтан Назарбаевтың харизматикалық байсалды көшбасшылығы және ұтымды саясатының арқасында Қазақстан халықаралық нормаларға сәйкес конституцияға қол жеткізген. Қажет болған жағдайда конституциялық және занды реформалар жазылып, саяси партиялар және мемлекеттік емес ұйымдар құрылып, зайырлылық таңдалып, аймақ және әлем елдерімен терезесін теңестіру көзделіп, күшті экономикаға және тұрақты саясатқа қол жеткізілген.

Көптеген жылдар орыстандыру саясатының астында қалған, тілін, тарихын, мәдениетін ұмытуға мәжбүрленген Қазақ халқы, Елбасы Нұрсұлтан Назарбаевтің арқасында құндылықтарға көз тіккен ажалдан аман қалған. Осылайша әлемдік саяси аренада тәуелсіз, демократиялық және күшті мемлекет ретінде өз орнын ала білген.

Қазақстанның 1991 жылында тәуелсіздікке қол жеткізгеніне, әсіресе кеңес үкіметінде туындаған саяси қиындықтар, әлсіреу және таралу секілді факторлар маңызды дәрежеде рөл ойнаған. Дегенмен ен маңызды фактор, Қазақ халқының бойындағы ержүректігі мен тәуелсіздік жолындағы күрес болып табылады.

Саяси, әлеуметтік және экономикалық тұрғыда әбден тозып құлаған жүйеден кейін, Қазақ халқы аз ғана уақыт ішінде өзін жинап, аяққа тұрып кетуінің өзі тілге тиек етерлік жағдай. Түрік Дуниясының ақсақалы, ұлы көшбасшы Нұрсұлтан Назарбаев, тәуелсіздік жолындағы күресте маңызды рөл ойнады. Қазақстанға, Тәуелсіздікке қол жеткізу және тәуелсіздікті мәңгілік ұстап тұру үшін мықты көшбасшы, күшті экономика, ширақ халық, күшті армия, дамыған техника және жаңа көзқарастар қажет болатын. Осы қажеттіліктермен мемлекетті қамтамасыз еткен кісі Нұрсұлтан Назарбаев болды.

Назарбаев 2030 және 2050 стратегиялық даму бағдарламасында алдыға тартқан көзқарастарына осы мағлұматтар төңірегінде қарау керек. Осы көзқарастарға сәйкес, кей кездері жаңа бағдарламалар дайындап жаңа мақсаттар белгіленуде. Осының дәлелі ретінде Егемен Қазақстанның 12 сәуір 2017 жылғы жарияланған мақаласын көрсетуге болады.

Назарбаевтың мақаласына қарағанда сананың жаңғыруына алты бағытта тоқтағандығы аңғарылады.

1- Бәсекелік Қабілет: Қысқаша бір халықтың болашақта табысты болуын белгілейтін негізгі фактордың қолдағы байлығы емес, көбінесе халықтың бәсекелік екендігі айтылған. Осы тұрғыда үш мәселенің маңыздылығына назар аударылған. Компьютерлік сауаттылық, шет тілдерді білу, мәдени ашықтық сияқты факторлар. Осыларға сәйкес жүзеге асырылған мынадай үш жоба жайында айтылған. Бұлар; «Цифрлы Қазақстан», «Үш тілде білім беру» мен «Мәдени және конфессияаралық келісім».

2- Прагматизм: Қысқаша өзінің ұлттық және жеке құндылығын жақсы білу, оны үнемді пайдаланып, соған сәйкес болашағын жоспарлай алу, ысырапшылық, астамшылық, доңғайлық пен кердеңдік секілді кертартпа мінездерден арынуға тоқталған. Радикалды идеологиялар ғасырының келмеске кеткендігі және тек қана реализм менпрагматизм ғана онжылдықтардың ұраны болатыны айтылған.

3- Ұлттық бірегейлікті сақтау: Негізгі түсінік, ұлттық және мәдени әдет ғұрыпқа, тілге, музыкаға, әдебиетке яғни ұлттық рухқа зиян келтірмей жүзеге асыру керек. Ұлттық құндылықтарды сақтау үшін бұрынғы кертартпа әдеттерді және қате түсініктерді тастау керек.

4- Білімнің салтанат құруы. Технологиялық революцияның беталысына қарасақ он жылдық уақытта қәзірі кәсіптердің жойылып кететіндігі айтылып экономиканың сипатының бұрын сонды еш бір дәуірде мұнша өзгермегендігіне тоқталған. Сол себепті білім сапасының арттырылуы керектігі, кәсібін қиналмай жеңіл өзгертуге аса білімдар адамдардың маңыздылығы айтылған.

5- Қазақстанның революциялық емес, эволюциялық дамуы. 20- ғасырдың Қазақ халқы үшін революциялық сілкіністерге, қанды және қасіретке толы ғасыр болғандығы, бастан кешірген тәжірибеден кейін, текқана эволюциялық дамудың ұлттың өркендеуіне септігін тигізгендігі айтылған. Қазіргі таңда революциялар формасын өзгертіп, ұлттық, діни, мәдени, сепаратистік перде жамылғандығы дегенмен, түптен келгенде қантөгіспен, экономикалық күйреумен аяқталғандығына куә болғандығы айтылған. Сондықтан, әлемдегі оқиғаларды ой елегінен өткізіп, қорытынды жасау-қоғамның да, саяси партиялар мен көзқарастардың да, білім беру жүйесінің де ауқымды дүниетанымдық рухани жұмысының бір бөлігі екендігі баса айтылған.

6- Сананың ашықтығы. Әлем қарқынды өзгеріс үстінде тұрғанда бұл қара сананың артта қалып қоюы көптеген проблеманың туындауына себеп болатындығы айтылып, мемлекеттегі аймақтағы және әлемдегі серпілістердің бақылауда ұстауы, не болып жатқандығынан хабардар болуы және өзгерістерге бейімделе білудің маңыздылығы және қиындықтары айтылған. Адамдардың таяу он жылда өмір салты, жұмыс, тұрмыс, баспана, адами қатынас тәсілдерінің түбегейлі өзгеретіндігі және осыған дайын болулары керектігі көрсетілген.

Жоғарыда көресетіген принциптерге қол жеткізу үшін керекті қадамдарды бірнеше тақырып төңірегінде жұмылдыруға болады. Бұлар: 2012 жылы алынған шешімдерге сәйкес, 2015 жылға дейін біртіндеп латын әліпбиіне көшу, Қоғамдық және Гуманитарлық ғылымдары бойынша «Жаңа гуманитарлық білім. Қазақ тіліндегі 100 жаңа оқулық» жобасының жүзеге асырылмасы; Туған жерге, Отаныңа, Туыңа деген сүйіспеншілік арттыру мақсатында «Туған ел» атымен бастама алып, «Туған жер» атты бағдарламаға ауысуы, жоспарланған бағдарлама негізінде ұлттық патриоттизмді қалыптастыру. Заманауи әлемдегі бәсекелік қабілет – мәдениеттің де бәсекелік қабілеті
секілді тақырыптар болып табылады.

Үкімет және қоғам бірлесе отырып, жүзеге асыруы тиіс болып табылатын бұл бағдарлама батыс елдері ұсынған дайын бағдарламалар секілді болмауы тиіс, халқымыздың ұлтық және рухани құндылықтарын негіз ала отырып және осы құндылықтар негізінде «Ұлттық жаңғыру» моделі ретінде, жүзеге асырылуы қажет. Назарбаев ұсынған жол картасның осындай біліктілікке сай болуы, бұл бағдарламаны тек қана Қазақстан емес, сонымен қатар барлық дамушы елдер, әсіресе осы аймақ елдері үшін бір манифест деуге болады.

Тарихы мен мәдениетін шын көңілден сүйетін, ұлтық және рухани құндылықтарымен байланысын үзбеген, бұған қарамастан тарихында болған жағымсыз әрекеттер мен қате түсініктерден бас тартқан, әлемге құшақ жайған, санасы терең, жоспары нық, жаңғыру бағдарламасының мәні мен маңызы ең жақсы түсінетін ел Түркия және Түрік халқы. Әсіресе, республиканың алғашқы жалдарында Гази Мустафа Кемал Ататүрктің бастамасымен демократияландыру, жаңғыру бағдарламалары, даму жоспарлары, өнеркәсіпте, егін шаруашылығында, әсіресе білім саласында қысқа мерзімде жақсы жетістіктерге қол жеткізуге себеп бола отырып, өз аймағында және әлемде мойындалған болатын, осы секілді жетістіктерге Қазақ елі де қол жеткізіп отыр.

Қазақстанның ең дамыған елдер қатарына кіру жолында демократияландыру мен жаңғыруға қол жеткізуі үшін, бірнеше белестерді бағындыруы тиіс. Осыған қарамастан, ұлтық және рухани құндылықтарымен байланысын үзбеген, отаны мен желбіреген көк туы үшін жанын беруге дайын қазақ халқы мен оның елбасы Нұрсұлтан Назарбаев, өзінің мемлекетті басқару тәжірибесі, саяси біліктілігі және өзіне тән лидерлік қасиетінің арқасында осы белесті бағындыру айтарлықтай қиын бола қоймас және Қазақстан өз мақсатына жоспарлаған межеден ерте жететініне сенімім мол.

Чағлар Ербек
Зерттеуші жазушы қазақ мәдени тобы басшысы
KAZAKİSTAN’DA MİLLİ MODERNİZASYON VE NAZARBAYEV’İN VİZYONU

KAZAKİSTAN’DA MİLLİ MODERNİZASYON VE NAZARBAYEV’İN VİZYONU


Kazakistan, sahip olduğu zengin yeraltı kaynaklarını, dünya ve bölge açısından büyük önem taşıyan jeopolitik konumunu, siyasal ve kültürel birikimini çok iyi değerlendirmiş, bölgesindeki ve dünyadaki dengeleri iyi analiz ederek uluslararası normlara uygun laik, demokratik bir cumhuriyet yolunda ilerlemeyi tercih etmiş ve bu sayede de şaşkınlık verecek derecede hızlı bir biçimde bölgenin lider ülkesi olmayı başarmış bir ülkedir. Şüphesiz ki bu başarının mimarı da Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev olmuştur.


SSCB sonrası Orta Asya ülkelerinde yaşanan siyasi gelişmelerin karakteristik özelliği, demokrasinin yukarıdan aşağıya doğru ve çoğunlukla eski rejimin üst düzey yönetici kadroları tarafından geliştirilmesidir. Bu durum başlangıçta çeşitli sıkıntıların yaşanmasına neden olmuşsa da, yeni anayasaların kabulü, parlamentonun, siyasi partilerin ve STK’ların kurulması gibi ciddi adımlar sorunların çözümünü kolaylaştırdı.

Söz konusu ülkelerde gerçekleştirilen anayasal reformlar bu ülkelerin, geleneksel toplumu ve siyasi rejimleri yeniden yapılandırma, batı kaynaklı anayasa normlarını kendi kültürüne aşılama çabası ile ilgi olarak görülebilir.

Küreselleşme ve modernizasyon beklentilerine bölgedeki ülkelerin farklı cevaplar verdiklerini ve farklı modeller sergilediklerini söyleyebiliriz. Örneğin, renkli devrim (Kırgızistan), devlet merkezli modernizasyon (Kazakistan), reform karşıtlığı (Tacikistan ve Özbekistan) veya mevcut yönetim şeklinin dönüşmekte olduğunu göstermek için yapılan biçimsel değişiklikler.

Çeşitli olumsuzlukların varlığına rağmen Kazakistan Cumhuriyeti demokratikleşme ve moder-nizasyon yolunda kısa sürede çok büyük mesafe kaydetmeyi ve önemli kazanımlar elde etmeyi başardı. Kazakistan Cumhuriyeti kısa zamanda güçlü, istikrarlı ve çevresine örnek olacak bir ülke haline geldi.

Kazakistan’ın başarısının en önemli nedenlerinden biri de Kazakistan’da devlet merkezli modernizasyon ve demokratikleşme metodunun ülke ve bölge koşulları açısından en uygun model olmasıdır. Nitekim her ülkeye aynı hazır reçetenin sunulması düşüncesinin sonuçlarının hayal kırıklı olabileceği unutulmamalıdır. Kazakistan geçmişle gelecek arasında bağ kurmayı, evrensel demokrasi normlarını kendi kültürüne kademeli biçimde uyarlamayı başarmıştır.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in karizmatik liderliği ve akılcı politikaları sayesinde ülke uluslararası normlara uygun bir Anayasaya kavuşmuş, ihtiyaç duyulduğunda anayasal ve yasal reformlar geçekleştirilmiş, siyasi partiler ve STK’lar kurulmuş, laiklik benimsenmiş, bölge ve dünya ile bütünleşme yoluna gidilmiş, güçlü bir ekonomi ve siyasi istikrar sağlanmıştır.


Uzun yıllar Ruslaştırma politikalarına maruz kalan, dilini, tarihini, kültürünü unutmaya zorlanan Kazak Halkı, Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev önderliğinde üzerindeki ölü toprağını atmış ve dünya siyaset sahnesine bağımsız, demokratik ve her anlamda güçlü bir ülke olarak çıkmayı başarmıştır.

Kazakistan’ın 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasında SSCB’nin son yıllarda yaşadığı büyük sorunların, zayıflama ve dağılma sürecine girmiş olmasının elbette önemli bir rolü olmuştur ama asıl önemli etken Kazak Halkının yüzyıllardır sönmek bilmeyen bağımsızlık ve özgürlük tutkuları, cesaretleri ve mücadeleci karakterleridir.

Siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan son derece yıpranmış, çökmüş bir sistemin ardından, Kazak Halkının biran önce kendini toparlama ve kendi ayakları üzerinde durma mücadelesi takdire şayandır. Türk Dünyası’nın Aksakalı olarak kabul edilen Nursultan Nazarbayev büyük bir liderdir ve halkının bağımsızlık mücadelesinde önemli roller üstlenmiştir. Kazakistan’ın bağımsızlığının sağlanması ve korunması için güçlü bir lidere, güçlü bir ekonomiye, dinamik bir nüfusa, güçlü bir orduya, ileri bir teknolojiye ve yeni bir vizyona ihtiyacı vardı ve bunu sağlayan kişi Nursultan Nazarbayev oldu.

Nazarbayev’in 2030 ve 2050 yol haritalarında ortaya koyduğu vizyona bu bilgiler ışığında bakmakta fayda vardır. Bu vizyona uygun olarak zaman zaman yeni projeler geliştirmekte, yeni hedefler ortaya koymaktadır. 12 Nisan 2017 tarihinde Egemen Kazakistan Gazetesi’nde yayınlanan makalesi bunun en son ve en önemli örneklerinden bir tanesidir.

2030 ve 2050 yol haritalarına uygun olarak hazırlandığı anlaşılan bu ulusa seslenişe, yol haritasında yapılan bir güncelleme olarak da bakmak mümkündür. “Geleceğe Bakış: Kamu Bilincinin Modernizasyonu” başlığı ile Türkçeye çevrilen makalenin temel konusu adından da anlaşılacağı üzere kamu bilincinin (başka bir ifade ile milli şuurun) modernize edilmesi meselesidir.

Makalede Nazarbayev’in bir bütün olarak Kazak toplumunun veya bir birey olarak her bir Kazak vatandaşının bilincinin modernleşmesini başlıca altı yönüyle ele aldığı görülmektedir.

  1. Rekabet Yeteneği: Özetle bir milletinin gelecekteki kazancını belirleyen temel faktörün sahip olunan doğal kaynaklardan çok, fertlerinin rekabet yetenekleri olacağı vurgulanıyor. Bu kapsamda özellikle üç konunun önemine dikkat çekiliyor: Bilgisayar eğitimi, yabancı dil bilgisi ve kültürel açıklık. Bunlara uygun olarak hayata geçirilen üç projeden bahsediliyor. Bunlar: “Dijital Kazakistan”, “Üç Dilde Eğitim” ile “Kültürler ve Dinler Arası Hoşgörü”. 
  2. Pragmatizm: Kısaca kendi milli ve şahsi zenginliğini iyi bilmek, onu tasarruflu bir şekilde kullanmak ve ona göre geleceği planlamak; savurganlık, kendini beğenmişlik, övünme ile kendini diğerlerinden üstün görme gibi kötü niteliklerden arınma olarak tanımlanıyor. Radikal ideolojilerin çağının geçtiği ve yalnızca realizmin ve pragmatizmin gelecek on yılın sloganı olabileceği ifade ediliyor. 
  3. Milli Kimliğin Korunması: Temel fikir her ülkeye dayatılan hazır modernleşme reçeteleri ile değil, milli ve manevi değerlere dayanan milli bir gelişim modelinin tercih edilmesidir. Başka bir ifade ile modernizasyon, milli gelenek ve göreneklere, töreye, dile, müziğe, edebiyata yani milli ruha zarar vermeden gerçekleştirilmelidir. Elbette ki bu milli değerleri korumak geçmişin olumsuz alışkanlıklarından ve önyargılarından sıyrılmaya da engel olmamalıdır. 
  4. Eğitim Düzeyinin Yükseltilmesi: Teknolojik devrimin geldiği aşamaya bakıldığında gelecek on yılda günümüzdeki mesleklerin yarısının kaybolabileceği ifade edilerek ekonominin gerektirdiği mesleki becerilerin hiçbir dönemde bu kadar hızlı değişmediği vurgulanıyor. Bu nedenle eğitimin kalitesinin artırılmasının gerekliliğinden, mesleğini her an değiştirebilme yeteneğine sahip iyi eğitimli bireyler yetiştirmenin öneminden bahsediliyor. 
  5. Kazakistan’ın Devrimsel Değil, Evrimsel Gelişimi: Devrimlerle dolu geçen 20. yüzyılın Kazak Halkı için kanlı ve şiddet dolu bir yüzyıl olduğu, yaşanan acı tecrübelerden çıkarılan derslerin, yalnızca evrimsel bir gelişmenin milletin kalkınmasını sağlayacağını gösterdiği ifade edilmektedir. Günümüzde devrimlerin şekil değiştirerek, milli, dini, kültürel, ayrılıkçı bir maske taktığı ancak sonuçta bütün bunların eninde sonunda katliamla, ekonomik çöküşle tamamlandığına şahit olunduğu ileri sürülmektedir. Bu nedenle, dünyadaki olayların fikir süzgecinden geçirilmesi, toplumun, siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin, eğitim kurumlarının oluşturmaları gereken dünya görüşünü, manevi olgunluğu belirleyen kapsamlı çalışmalarının önemli parçasını teşkil ettiği vurgulanmaktadır. 
  6. Bilinç Açıklığı: Dünya hızla değişirken toplumsal bilincin durağan olmasının birçok sorunun kaynağı olabileceği vurgulanarak ülkedeki, bölgedeki ve dünyadaki tüm gelişmelerin yakından takip edilmesinin, neler olup bittiğinin anlaşılmasının ve gelişmelere uyum sağlanmasının önemi ve zorunluluğu ifade dilmektedir. İnsanların gelecek on yılda yaşam tarzının, işinin, yaşamının, tatilinin, evinin, insanlarla ilişkilerinin değişebileceğini bilmesi ve buna hazırlıklı olması gerektiği ifade edilerek ağaçların ötesindeki ormanı görebilmenin önemi anlatılıyor.
Ortaya konulan bu prensiplerin ışığında yakın gelecekte yapılması gerekenler birkaç başlık altında toplanıyor. Bunlar: 2012 yılında alınan karara uygun olarak 2015 yılına kadar kademeli bir biçimde Latin alfabesine geçilmesi; sosyal ve beşeri bilimler açısından “Yeni Sosyal Bilimler. Kazak Dilindeki 100 Yeni Ders Kitabı” projesinin hayata geçirilmesi; doğduğun yere, vatanına ve bayrağına duyulan sevgi kapsamında zamanla “Ana Vatan” a dönüşecek olan “Doğduğun Yer” projesi ile vatanseverlik bilincinin geliştirilmesi; dünyadaki rekabet ortamında kültürün de rekabet edebi-lir olması gerekliliği gibi ana başlıklarla özetlenebilir.

Devlet ve sivil toplum işbirliği ile yürütülecek olan tüm bu çalışmaların genel olarak batının ortaya attığı hazır reçeteler ile değil, halkın milli ve manevi değerlerini temel alan ve onun üzerinde yükselen bir “Milli Modernleşme” modeli ile yürütüleceği anlaşılıyor. Bu niteliği ile de Nazarbayev’in hazırladığı yol haritası sadece Kazakistan için değil, gelişmekte olan tüm ülkeler için ve özellikle de bölge ülkeleri için bir manifesto özeliği taşıyor.

Tarihiyle ve kültürüyle barışık, milli ve manevi değerlerine bağlı ama aynı zamanda geçmişin olumsuz alışkanlıkları ve önyargılarını reddeden, dünyaya açık, bilinçli, planlı ve kararlı bir modernizasyon hamlesini anlamını ve önemini en iyi anlayanların başında Türkiye ve Türk Milleti gelir. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen demokratikleşme ve modernizasyon çalışmaları, hazırlanan kalkınma planları, sanayide, tarımda ve özellikle eğitimde kısa sürede kaydedilen ilerleme, bölgede ve dünyada elde edilen saygınlık gibi birçok faktör günümüzün Kazakistan’ı ile benzerlikler göstermektedir.

Şüphesiz ki Kazakistan’ın dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına girme hedefiyle yürüttüğü demokratikleşme ve modernizasyon çalışmalarında kat edeceği çok yol var. Ancak gerek milli ve manevi değerlerine bağlı, yüreği vatanı ve bayrağı için çarpan Kazak Halkının azmi, gerekse de Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in derin devlet tecrübesi, engin siyaset bilgisi ve tartışma götürmez liderlik özelliklerinin bu yolu daha az meşakkatli kılacağına ve Kazakistan’ın hedeflerine planlanandan daha kısa sürede ulaşacağına inanıyorum.


Çağlar ERBEK
Araştırmacı-Yazar, Kazak Kültür Platformu Başkanı

7.07.2017

Kazakistan ile Kırgızistan Arasında Neler Oluyor?

Kazakistan ile Kırgızistan Arasında Neler Oluyor?


Kırgız lider Almazbek Atambayev’in Kazakistan’ı 15 Ekim’de yapılan seçimlere müdahil olmak ve Kırgızistan’ın içişlerine karışmakla suçlaması üzerinden başlayan gerilim henüz sona ermiş değil.

Atambayev, Bişkek'te 7 Ekim günü yaptığı konuşmada Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev hakkında ağır ifadelerde bulundu.

Kırgızistan’ın eski Cumhurbaşkanı Bakiyev ve yakınlarının Kazakistan’da halen destek gördüğünü söyleyen Atambayev, Nursultan Nazarbayev'in Kırgızistan'ın cumhurbaşkanlığı adaylarından Ömürbek Babanov ile görüşmesini eleştirerek Kazakistan’ı Kırgızistan’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etmekle suçladı. Bunu yaparken de ölçülü ifadeler kullandığı pek söylenemez.

Kendisi de bunun farkına varmış olacak ki 18 Ekim’de yaptığı bir açıklamada, Nazarbayev hakkında konuşurken yanlış ifadeler kullanmış olabileceğini kabul edip, “Belki, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev hakkında duygusal konuşarak yanlış yaptım. O (Nursultan Nazarbayev) da benim gibi saf (çabuk inanan) birisi.” şeklinde konuştu.

Atambayev’in Kazakistan’ı suçlayan açıklamalarının ardından Kazakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada "Kırgızistan Cumhurbaşkanı tarafından seçim öncesi yapılan bu sorumsuzca, kışkırtıcı ve yanlış beyanların haklarımız arasında yüzyıllardır süren dostluk ve kardeşlik bağlarına zarar vermeyeceğine inanıyoruz. Kazak tarafı Kırgız Halkıyla geleneksel kardeşlik ilişkilerinin geliştirilmesinde kararlıdır” ifadelerine yer verildi.

Bilindiği gibi 15 Ekim’de yapılan seçimlerde Sosyal Demokrat Parti (SPDK) adayı Sooronbay Jeenbekov, Cumhuriyet-Ata Jurt Partisi adayı Ömürbek Babanov ve diğer adaylar karşısında seçimi ilk turda kazanmıştı.

Aslında bu gerilimin ilk kıvılcımlar yılın başlarında çakılmıştı desek yanlış olmaz. Zira Atambayev Şubat ayında Euronews’e verdiği röportajda 2010 yılında Kazakistan’ın bir buçuk ay kendilerine abluka uyguladığını bunun da Kırgızistan’da insan kayıplarına yol açtığını söyledi.

Atambayev’in bu çıkışlarına cevap vermek zorunluluğu hisseden Nazarbayev ise, 2010 yılında meşru cumhurbaşkanı devrilip yurtdışına çıktığında, Kırgızistan cezaevlerindeki tutukluların serbest bırakıldığını ve bu insanların kendi ülkelerine girmesini engellemek için sınırlarındaki tedbirleri artırmak zorunda kaldıklarını söyledi. Gelecekte böyle bir durum tekrarlanırsa aynı şeyi yapacaklarını söyleyen Nazarbayev, bu durumla karşılaşan her devletin sınırlarını kapatacağını ifade etti.

Aslında son yıllarda Atambayev liderliğindeki Kırgızistan ile başka ülkeler arasında da sorunlar yaşandığını belirmek gerek. Bu ülkeler arasında uzunca bir süre çok yakın ilişki içerisinde olunan Türkiye’de var. Kazakistan ve Türkiye’nin yanı sıra ABD, Rusya, Belarus ve Özbekistan’ı da bu ülkeler arasında saymak mümkün.

Kazakistan’ın yaşanan gelişmeler karşısında sınırdaki kontrolleri sıkılaştırması ile birlikte Kırgızistan-Kazakistan sınır geçişleri zorlaştı ve sınır kapılarında oluşan kuyruklar her geçen gün biraz daha uzamaya başladı. Ticareti olumsuz etkileyen bu uygulamadan en büyük zararı ise halk görüyor. Bu nedenle krizin aşılıp ilişkilerin normalleşmesini en çok iki ülkenin halkı istemektedir.

2002 yılında Türkmenistan’ın merhum lideri Saparmurat Türkmenbaşı, kendisine yönelik bir suikast girişiminden Özbekistan’ı sorumlu tuttuğunda iki ülke arasında ciddi bir kriz baş göstermişti. Bugün Kazakistan ve Kırgızistan arasında yaşanan kriz belki de o günden beri Orta Asya’daki komşu ülkeler arasında yaşanan en ciddi kriz oldu.

Bugünkü krizi 2002’deki Türkmenistan-Özbekistan krizinden farklı kılan durumlardan birisi de Kazakistan ve Kırgızistan’ın; Avrasya Ekonomik Birliği (ЕАЭС - Евразийский экономический союз), Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (ОДКБ - Организация Договора о коллективной безопасности) ve Türk Keneşi (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi) gibi önemli birlikler içerisinde yer alan müttefikler olmasıdır. Böylesine önemli birlikler içerisinde bulunan iki müttefik ülkenin aralarındaki krizi en kısa sürede ve en akılcı biçimde çözmeleri için birden fazla sebepleri ve ortak zeminleri vardır.

Bundan daha da önemlisi, ortak geçmişe ve kültüre sahip olan Kazak ve Kırgız halklarının kardeşliği, hiçbir kişisel ve fevri çıkışla, anlık duygusal tepkilerle zedelenmeyecek kadar güçlüdür. İki kardeş halk arasındaki gerilim ancak iki ülkenin gelişip güçlenmesinden, birlik ve beraberlik içinde bulunmasından yana olmayan birtakım yabancı güç merkezlerinin işine yarar. Bu nedenle, bu kriz daha fazla uzatılmadan, diplomasi ve diyalog yoluyla çözülmelidir. Her iki ülkenin yöneticileri bunu yapacak güce ve siyasi donanıma sahiptir.

Çağlar Erbek

10.06.2017

ORTA ASYA’NIN YÜKSELEN DEĞERİ ASTANA

ORTA ASYA’NIN YÜKSELEN DEĞERİ ASTANA


Kazakistan’ın başkenti Astana son günlerde çok önemli etkinliklere imza atıyor ve dünyanın dikkatini yeniden üzerine çekmeyi başarıyor.

Kısa süre önce Suriye krizinde inisiyatif geliştiren genç Kazakistan Cumhuriyeti, tarafları Astana’da buluşturmuş ve “Astana Görüşmeleri” ile adını şimdiden tarihe yazdırmıştı. Bu günlerde ise hem Hindistan ve Pakistan’ın üyeliğe kabul edildiği tarihi Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısına, hem de “EXPO 2017 Astana” ya ev sahipliği yaparak dünya gündeminde üst sıralara çıkmış durumda.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in 1997 yılında başkentin Almatı’dan Astana’ya taşınması kararını alması birçok insan şaşkınlıkla karşılamıştı. O dönem adı Akmola olan kasaba görünümlü bu küçük şehirde kışlar çok soğuk ve çetin geçer. Şüphesiz ki bu durum alınan bu karara şüpheyle bakılmasındaki en önemli etkendi. Buna rağmen Nazarbayev’in kararlı tutumu ile Astana 1998 yılında başkent unvanını Almatı’dan devraldı ve inanılmaz bir hızla yeniden inşa edildi. Orta Aya bozkırlarının en zor, en çetin topraklarından biri üzerinde yükselen Atana şehri, muhteşem mimarisi ile kısa sürede tüm dünyanın beğenisini kazanan modern bir başkente dönüştü.

İnanılmaz bir hızla gelişen bu modern şehir her geçen gün siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda bölgenin merkezi haline gelmeye başlıyor. Şüphesiz ki bu başarının asıl mimarı Kazakistan’ın tecrübeli ve bilge Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’dir. Aynı zamanda Kazakistan’ın Kurucu Devlet Başkanı olan Nazarbayev, 2030 ve 2050 yol haritaları ile ortaya koyduğu vizyon ve bu vizyona uygun olarak attığı akılcı adımlarla genç Kazakistan’ı kısa sürede bölge lideri yapmayı başararak şimdiden tarihe geçmiş durumda.

Şanghay İşbirliği Örgütü Toplantısı

Kazakistan’ın başkenti Astana’da toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) tarihi bir karara imza attı. Bu güne kadar gözlemci statüsünde bulunan Hindistan ve Pakistan bu toplantıda asıl üyeliğe kabul edildiler. Böylece ŞİÖ bir yandan genişlerken diğer yandan da uluslararası alanda gücünü ve prestijini önemli oranda artırmış oldu. Yapılan toplantı sonunda ayrıca ŞİÖ’nün dönem başkanlığı Kazakistan’dan Çin Halk Cumhuriyeti’ne geçti.

ŞİÖ, ilk olarak 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından “Şanghay Beşlisi” adıyla kuruldu. 2001’de Özbekistan’ın da katılmasının ardından adını Şanghay İşbirliği Örgütü olarak değiştirdi. Örgütün 6 üyesinin yanı sıra 6 gözlemcisi ve 6 “diyalog ortağı” bulunuyor.

Gözlemciler; Afganistan, Belarus, Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan. Bu gözlemcilerden Hindistan ve Pakistan artık tam üye oldular. Yani üye sayısı 8’e çıktı. Örgütün diyalog ortakları ise Ermenistan, Azerbaycan, Kamboçya, Nepal, Sri Lanka ve Türkiye.

Expo 2017 Astana

Bu önemli toplantının hemen ardından Expo 2017 Astana Uluslararası İhtisas Fuarı’nın kapıları muhteşem bir törenle açıldı. Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in açılış konuşması yaptığı törene dünyanın her yerinden birçok devlet ve hükümet başkanı ve temsilcisi katıldı.

Ana teması ”Geleceğin Enerjisi” olan Astana Expo 2017’ye 115 ülke ve 22 uluslararası kuruluş katılıyor. Türkiye’nin Çin ve Almanya’nın ardından en büyük üçüncü standı açtığı fuar 93 gün sürecek ve 10 Eylülde sona erecek. Fuara milyonlarca ziyaretçinin gelmesi bekleniyor.

Bu kadar kısa sürede böylesine büyük bir organizasyona imza atan kardeş ülke Kazakistan’ı ve onun genç başkenti Astana’yı ne kadar tebrik etsek azdır.

Çağlar Erbek

http://www.tanyerihaber.com/orta-asyanin-yukselen-degeri-astana-2.html

29.11.2016

Kazakistan'da Demokratikleşme Ve Modernizasyon Çabaları; Nazarbayev Faktörü

Kazakistan'da Demokratikleşme Ve Modernizasyon Çabaları; Nazarbayev Faktörü


SSCB sonrası Orta Asya ülkelerinde yaşanan siyasi gelişmelerin karakteristik özelliği, demokrasinin yukarıdan aşağıya doğru ve çoğunlukla eski rejimin üst düzey yönetici kadroları tarafından geliştirilmesidir. Bu durum başlangıçta çeşitli sıkıntıların yaşanmasına neden olmuşsa da, yeni anayasaların kabulü, parlamentonun, siyasi partilerin ve STK’ların kurulması gibi ciddi adımlar sorunların çözümünü kolaylaştırdı.

Söz konusu ülkelerde gerçekleştirilen anayasal reformlar bu ülkelerin, geleneksel toplumu ve siyasi rejimleri yeniden yapılandırma, batı kaynaklı anayasa normlarını kendi kültürüne aşılama çabası ile ilgi olarak görülebilir. Küreselleşme ve modernizasyon beklentilerine bölgedeki ülkelerin farklı cevaplar verdiklerini ve farklı modeller sergilediklerini söyleyebiliriz. Örneğin, renkli devrim (Kırgızistan), otoriter modernizasyon (Kazakistan),  reform karşıtlığı (Tacikistan ve Özbekistan) veya mevcut yönetim şeklinin dönüşmekte olduğunu göstermek için yapılan biçimsel değişiklikler. Kazakistan’da Anayasa Mahkemesi’nin kaldırılıp yerine Anayasa Konseyi’nin kurulmasını ya da Kırgızistan’da 2012 yılında yaşanan devrimin ardından Anayasa Mahkemesi’nin iptal edilmesini demokratikleşme ve modernizasyon yolunda görülen tezatlardan olduğu söylenebilir.

Ancak bütün olumsuzluklar rağmen Kazakistan Cumhuriyeti demokratikleşme ve modernizasyon yolunda kısa sürede çok büyük mesafe kaydetmeyi ve önemli kazanımlar elde etmeyi başardı. Kazakistan Cumhuriyeti kısa zamanda güçlü, istikrarlı ve çevresine örnek olacak bir ülke haline geldi.

Kazakistan’ın başarısının en önemli nedenlerinden biri de Kazakistan’da uygulanan otoriter modernizasyon ve demokratikleşme metodunun ülke ve bölge koşulları açısından en uygun model olmasıdır diye düşünüyoruz. Nitekim her ülkeye aynı hazır reçetenin sunulması düşüncesinin sonuçlarının hayal kırıklı olabileceği unutulmamalıdır. Kazakistan geçmişle gelecek arasında bağ kurmayı, evrensel demokrasi normlarını kendi kültürüne kademeli biçimde uyarlamayı başarmıştır.

Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in karizmatik liderliği ve akılcı politikaları sayesinde ülke uluslararası normlara uygun bir Anayasaya kavuşmuş, ihtiyaç duyulduğunda anayasal ve yasal reformlar geçekleştirilmiş, siyasi partiler ve STK’lar kurulmuş, laiklik benimsenmiş, bölge ve dünya ile bütünleşme yoluna girilmiş, güçlü bir ekonomi ve siyasi istikrar sağlanmıştır.

Uzun yıllar Ruslaştırma politikalarına maruz kalan, dilini, tarihini, kültürünü unutmaya zorlanan Kazak Halkı Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev önderliğinde üzerindeki ölü toprağını atmış ve dünya siyaset sahnesine bağımsız, demokratik ve her anlamda güçlü bir ülke olarak çıkmayı başarmıştır.

Kazakistan’ın 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasında SSCB’nin son yıllarda yaşadığı büyük sorunların, zayıflama ve dağılma sürecine girmiş olmasının elbette önemli bir rolü olmuştur ama asıl önemli etken Kazak Halkının yüzyıllardır sönmek bilmeyen bağımsızlık ve özgürlük tutkuları, cesaretleri ve mücadeleci karakterleridir.

Çağdaş demokratik bir toplum ancak kişi hak ve hürriyetlerini güvence altına alan ve bireyi ikinci plana iten yaklaşımları reddedilmesi gerekliliğinin bir bütün olarak benimseyen bir anlayışla şekillendirilebilir.  Kazakistan’da modernizasyon ve demokratikleşme çabalarına bu perspektiften bakıldığında bunun hiç de kolay bir süreç olmadığı anlaşılacaktır.

Siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan son derece yıpranmış, çökmüş bir sistemin ardından, Kazak Halkının biran önce kendini toparlama ve kendi ayakları üzerinde durma mücadelesi takdire şayandır. Türk Dünyası’nın “Ak Sakallısı” olarak kabul edilen Nursultan Nazarbayev büyük bir liderdir ve halkının bağımsızlık mücadelesinde önemli roller üstlenmiştir.  Kazakistan’ın bağımsızlığının sağlanması ve korunması için güçlü bir lidere, güçlü bir ekonomiye, dinamik bir nüfusa, güçlü bir orduya, ileri bir teknolojiye ve yeni bir vizyona ihtiyacı vardı ve bunu sağlayan kişi Nursultan Nazarbayev oldu.

Nursultan Nazarbayev ABD ve AB ile ilişkilerini geliştirerek, stratejik açıdan Rusya ve Çin arasında sıkışmaktan kurtulmuş ve komşularına karşı daha geniş bir manevra alanına kavuşmuştur. Bu gelişme Nursultan Nazarbayev’in dış politikada ne denli başarılı olduğunu ve stratejik açıdan ne denli doğru hamleler yapabildiğini gösteren önemli göstergelerden biridir.

Kazakistan sahip olduğu zengin yeraltı kaynaklarını, dünya ve bölge açısından büyük önem taşıyan jeopolitik konumunu, siyasal ve kültürel birikimini çok iyi değerlendirmiş, bölgesindeki ve dünyadaki dengeleri iyi analiz etmiş, uluslararası normlara uygun laik, demokratik bir cumhuriyet yolunda ilerlemeyi tercih etmiş ve bu sayede de şaşkınlık verecek derecede hızlı bir biçimde bölgenin lider ülkesi olmayı başarmıştır.
Expo 2017’yi Astana’nın kazanmış olması, bile başlı başına Kazakistan Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda ne denli başarılı olduğunu anlamamıza yetecektir.

2012’de yapılan değişiklikle “Türk Keneşi” adını alan, Türkiye, Kazakistan, Azebaycan ve Kırgızistan’ın içinde yer aldığı “Türk Konseyi”nin fikir babası Nursultan Nazarbayev’dir ve Nazarbayev’in Türk Dünyası’ndaki etkisi her geçen gün biraz daha artmaktadır.

ÇAĞLAR ERBEK

27.11.2016

Kazakistan'da Demokratikleşme Ve Modernizasyon Yolunda Gerçekleştirilen Reformlar

Kazakistan'da Demokratikleşme Ve Modernizasyon Yolunda Gerçekleştirilen Reformlar


SSCB sonrası kurulan ülkelerin tamamında başlıca üç gelişim aşamasının ortaya çıktığı görülür: 1)Yeni anayasanın kabul edilmesi; 2)  Anayasaya uygun yasaların çıkarılması; 3) Ulusal bir lider olarak Cumhurbaşkanına özel statü verilmesi. Bu rejimlerin asıl hareket gücü ülkenin modernizasyonunu anayasal görevlerine uygun olarak yönlendiren Devlet Başkanı ve ona bağlı olan hükümetinin özel statüsüdür.

30.08.2016

Kerimov Sonrası Özbekistan’ı Ne Bekliyor

Kerimov Sonrası Özbekistan’ı Ne Bekliyor


Beyin kanaması geçiren ve hastaneye yatırılan Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu anlaşılıyor. Kimi kaynaklarca Kerimov’un öldüğü iddia edilse de, bu bilgi henüz resmi makamlarca doğrulanmış değil. Ancak, rahatsızlığı ve hastaneye kaldırılması bilgisinin, resmen doğrulanmış olması, durumunun çok ciddi olduğu izlenimini vermektedir.

78 yaşındaki liderin bu rahatsızlığı atlatması halinde bile çok uzun yıllar bu göreve devem edemeyeceği açıktır. Bu nedenle de Kerimov sonrası için birçok senaryo dillendirilmeye başlandı.

1991 yılından beri Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Kerimov, her seçimde %90 oranında oy almıştır ve ülke yönetiminde mutlak hakimiyeti söz konudur. Bundan dolayıdır ki, Kerimov sonrası için en önemli mesele iktidarın devredilmesidir. Yani, Kerimov’un sahip olduğu bu mutlak güç, kim veya kimler tarafından ve nasıl devralınacak. Bu süreç demokratik biçimde mi gelişecek yoksa Özbekistan’ı iç çatışmalar, kanlı olaylar ve “renkli devrim” mi bekliyor?

Özbekistan siyasetinde klasik sağ-sol yapılardan bahsetmek mümkün değildir. Buna karşın hükümet yanlıları, radikal İslamcılar, bölgesel klanlar ve bürokrasideki ve askeri yapıdaki güçlerin başlıca güç merkezleri olduğunu söylemek mümkün. Bütün bunlar da askeri darbe veya “renkli devrim” için elverişli bir zemine işaret ediyor.

Özbekistan Orya Asya’nın en kalabalık ülkesidir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından planlı bir ekonomik model izleyen ülkede, gerek ekonomi gerekse de siyaset, devletin sıkı kontrol altındadır. Bu nedenle de devleti yöneten, ekonominin ve siyasetin mutlak hakimi olmaktadır. Kerimov döneminde yukarıdan aşağıya doğru örgütlenen yönetim yapısında, hükümetin aldığı her kararda Cumhurbaşkanı’nın etkisi söz konusu olabilmektedir.

Bu merkezi yapı aslında ülkede istikrarın da anahtarı oldu. Buna güçlü bir istihbarat yapılanması ve kolluk kuvvetleri eklendi. Böylece siyasi elitlerin yanı sıra bürokratik ve askeri elitler de oluştu. Bu yapı, özellikle 2005 yılında Andican kentinde yaşanan hükümet karşıtı olayların, süratle ve sert bir biçimde bastırılmasında çok etkili oldu.

Andican olaylarında ABD’nin dahli olduğunun anlaşılması üzerine, o güne kadar ABD ve Batı ile yakınlaşmaya ve dengeli bir siyaset yürütmeye çalışan Kerimov, yüzünü daha çok Rusya ve Çin’e çevirdi. ABD ile olan ilişkiler gerilemeye başladı. Kerimov’un ölümünü fırsat bilen ABD, Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) bir üyesi olan Özbekistan üzerinden, ŞİÖ’nün güney kanadını zayıflatmak veya çökermek isteyebilir.

Özbekistan’da Kerimov sonrasında neler yaşanabileceğini anlamaya çalışırken, hemen yanı başındaki Türkmenistan’a yaşananlara bakmakta fayda var. Türkmenistan’da iktidarda mutlak bir lider olan Saparmurat Niyazov vardı. Niyazov’un ani ölümü ardından rejimin tehlikeye gireceği düşünülüyordu. Ancak siyasi elit ve onun çevresindeki güçler herhangi bir kargaşaya meydan vermeden, kendi içlerinden birine iktidarı devrettiler. Bunu da orduyu, sınırları ve haberleşmeyi kontrol altına alarak başardılar.

Bugün Özbekistan açısından da aynı şeyler geçerlidir. Hükümet haberleşmeyi kontrol altında tutmakta hiç sorun yaşamayacaktır. Orduyu ve ordu eliyle de sınırları (özellikle Taliban ve IŞİD gibi tehditlerin olduğu Afganistan sınırını) kontrol altına almak da mümkündür. Sınırların kontrolü ile birlikte yıllardır çok sıkı tedbirler alınan içteki radikal İslamcıların da çok ciddi bir tehdide dönüşmesi engellenebilir.

Aslında uzun zamandan beridir Kerimov sonrası hakkında konuşulmakta ve yerine kimin gelebileceği konusunda fikirler beyan edilmekteydi. Kimi çevrelerce ismi öne çıkarılan adaylardan birkaçı şöyle: Mevcut Başbakan Şevket Mirziyoyev, Batı ve uluslararası finans çevreleri ile ilişkileri daha sıcak kabul edilen Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Rüstem Azimov, Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Rüstem İnayetov ve Dışişleri Bakanı Abdulaziz Kamilov.

İktidara hangi ismin geleceğinden çok, hangi siyasal eğilimin iktidarı devralacağına odaklanmakta fayda var. Türkmenistan örneğine, radikal İslam tehdidine ve ABD’nin bu guruplara verdiği desteğe, sınır güvenliği meselesine, ekonomik risklere ve elbette ki Batı menşeli “renkli devrim” ihtimaline bakılarak bir tahminde bulunmak mümkün.

Bana göre Rusya-Çin ekseninden ve ŞİÖ’den kopmayacak bir siyasi iradenin iktidarı devralması ihtimali daha güçlü. ABD-Batı yanlısı bir iktidar ihtimali yok denilemez ama daha küçük bir olasılık gibi görünüyor. Ayrıca yukarıda ismi verilen adayların, Batı yanlısı, Rusya yanlısı filan gibi kategorize edilmesini doğrusu pek gerçekçi bulmuyorum. Bu yaklaşımların daha çok muhalifler tarafından dillendirildiği kanaatindeyim.

Özetlersek; Kerimov’un yerine gelecek ismin siyasi elit arasından ve yine siyasi ve askeri elit tarafından seçileceğini düşünüyorum. Siyasi ve askeri elit hangi ismi iktidara getirirse getirsin, Kerimov çizgisinin değişme ihtimalini zayıf görüyorum. Yani Kerimov çizgisini devam ettirecek bir ismin iktidara geleceği ve Rusya-Çin ekseninden kaymayacağı kanaatindeyim. Güçlü devlet yapısının, askeri bir darbeye ya da renkli devrime geçit vereceğini zannetmiyorum. ŞİÖ üyesi Özbekistan, Rusya’nın siyasi ve askeri desteğinin yanı sıra, ekonomik desteğine de ihtiyaç duyan bir ülke ve bu nedenle de iki ülke arasındaki sıkı bağların korunacağını düşünüyorum.


ABD’nin Orta Asya’daki planlarına karşın Kremlin’in de tüm senaryolara karşı altyapı çalışmalarını çoktan yaptığına hiç şüphem yok. Özbekistan’da Kerimov sonrası iktidar mücadelesi, ABD ve Rusya’nın güç savaşlarının yürütüldüğü alanlardan biri olacak gibi görünüyor.

Çağlar Erbek
30 Ağustos 2016

10.08.2016

Rus Tarafı Erdoğan-Putin Zirvesine Temkinli Yaklaşıyor

Rus Tarafı Erdoğan-Putin Zirvesine Temkinli Yaklaşıyor


9 Ağustos’ta Rusya’nın St. Petersburg kentinde gerçekleşen Erdoğan-Putin zirvesinde ortaya çıkan Türk-Rus uzlaşmasının, aşırı beklentilere yol açması pek de gerçekçi olmayabilir. Zira zirve sonrası Rus basınında yapılan yorumlara bakıldığında, Türkiye-Rusya stratejik otaklığının temelinde ciddi çelişkiler ve sorunlar yattığı vurgusu dikkat çekiyor.

Çeşitli Rus analistlerin ve köşe yazarlarının, Türk-Rus ilişkilerine dair dikkat çektikleri en önemli sorunları, yedi başlık altında toplamak mümkün.

1)    Öncelikli sorun, Suriye krizinde tarafların taban tabana zıt pozisyonlarda olmaları. Putin Esad’a güvenmeye ve onu desteklemeye devam ederken, Erdoğan ise Esad’ı devirmek düşüncesinde. Kimi Rus analistler her iki liderin de bu pozisyonlarını korudukları fikrindeler. Esad güçleri, Rus uçaklarının bombardıman desteği ile Halep’i kuşatırken, Ankara ise bu kuşatmayı yarmaya çalışan muhalif grupları destekliyor. Unutulmamalıdır ki, Türkiye - Rusya krizi, Rus savaş uçağının düşürülmesi ile başladı ve bu durumun temelinde Suriye meselesinde her iki ülkenin birbiriyle çelişmesi yatıyordu.

2)    Ankara Suriye’de ki PYD/YPG’yi, PKK’nın Suriye kolu olarak görüyor ve ayrılıkçı terörist grup olarak tanımlıyor. Buna karşın Moskova ise bu grupları özellikle radikal İslamcı gruplara karşı mücadelede potansiyel müttefik olarak görüyor.

3)    Azerbaycan-Ermenistan arasındaki çatışma bir diğer önemli sorun. Ermenistan, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü[1] üyesi olan bir ülke ve bu açıdan da dünyada Moskova’nın potansiyel müttefiki olarak algılanıyor. Ankara ise (her ne kadar tarafsızlık yönünde çabalar göstermiş olsa da) tamamen Bakü’nün yanında.

4)     Ankara'nın eski Sovyetler Birliği coğrafyasında (özellikle Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'da) güçlü bir konuma sahip olması da önemli sorunlardan birisi. Moskova, özellikle Türk Cumhuriyetleri içindeki bu güçlü konumu nedeniyle Ankara’yı jeopolitik açıdan rakip olarak görüyor. Rusya açısından bir diğer hassas konu da, Ankara’nın Rusya Federasyonu içerisinde bulunan Türkçe konuşan “kardeş” topluluklar üzerindeki nüfuzu.

5)     Kırım Tatarları ve Kuzey Kafkasyalılar arasından, Moskova’ya açıkça düşmanlık besleyen grupların, Türkiye’de rahat rahat örgütlenmesi ve faaliyet yürütmesi bir diğer önemli sorun. Erdoğan, bu sorunu ikili ilişkilerde engel olmaktan çıkarmak istese de ülke içinde bir muhalefet ile karşı karşıya kalabilir ve bu muhalefet kendine güçlü diaspora desteği sağlayabilir.

6)     Bir başka önemli sorun ise güven krizidir. Her ne kadar kamuoyunda dile getirilmese de, uçak olayında ortaya çıkan güven krizi aşılabilmiş değildir. Bunun unutulmadığı Erdoğan ve diğer Türk yetkililer tarafından da gayet iyi bilinmektedir. Rus uçağının düşürülmesi ve ardından yaşanan kriz yönetimi değerlendirildiğinde, Erdoğan’ın öngörülebilirliği ve güvenilirliği açısından şüphelerin oluşması hiç de anormal olmamalı diye düşünüyor kimi Rus analistler.

7)     Son olarak Batı’nın hem Türkiye hem de Rusya ile arasına mesafe koyması, Batı’dan izole olan her iki ülkenin yakınlaşmasının alternatif bulma arayışı ve bu yakınlaşmanın geçici olma ihtimali. Uluslararası izolasyonun kırılması ve Türkiye’nin hem ABD, hem de AB ile ilişkilerini normalleştirmesi durumunda, Rusya ile karşılıklı güven ortamını sürdürüp sürdürmeyeceği ve “Türk Akımı” gibi projelere devam edip etmeyeceği konusunda endişeler var.[2]

Bütün bu sorunlara ve endişelere rağmen, Moskova ve Ankara’nın “stratejik ortaklık” konusunu son derece ciddi ele aldıklarını söylemek gerek. Çok değil, daha altı ay önce silahlı çatışmanın eşiğine gelmiş olan iki ülkenin bugün uzlaşması ve bu adımları atıyor olması çok büyük bir ilerlemedir. En azından artık kimi siyasetçilerin kararlılığı, bu sorunları çözmek ve ortadaki engelleri kaldırmak açısından umut vermektedir.

Yukarıda yedi başlık altında ifade ettiğimiz sorunlar, Rus tarafının zirveye bakış açısını ve endişelerini özetlemektedir. Bu sorunlar ve hatta belki daha da fazlası bizim açımızdan da dile getirilebilir. Ancak, önemli olan tüm sorunlara rağmen uzlaşacak noktalar bulmak ve stratejik ortaklığı birlikte inşa etmede samimi ve kararlı olmaktır.

Rusya ve Türkiye iki dost ülkedir ve özellikle nüfuz alanları ortak olan bu iki ülkenin, yakın işbirliği içerisinde olması her iki ülkenin de çıkarınadır. Türk-Rus dostluğu aynı zamanda Orta Asya’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da yaşayan tüm halklar için büyük öneme sahiptir. Zira bu iki büyük güç bir araya gelmeden, bu coğrafya üzerinde oynanan oyunların sona ermesi ve bölge halklarını huzura kavuşması olanaksız görünüyor.




[1] KGAÖ (Rusça: Организация Договора о коллективной безопасности [ОДКБ]), 7 Ekim 2002 tarihinde Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Beyaz Rusya, Tacikistan ve Ermenistan tarafından kurulmuş olan askeri ittifak. Temeli, 1992 yılında Özbekistan’ın Başkenti Taşkent’te imzalanan Kolektif Güvenlik Anlaşması’na dayanır.
[2] Bkz. Maksim Yushin, Kommersant (http://kommersant.ru/doc/3059503?utm_source=kommersant&utm_medium=doc&utm_campaign=vrez)

29.07.2016

Rusya Kazakistan'ı İşgal Eder Mi?

Rusya Kazakistan'ı İşgal Eder Mi?


Alman Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP - Berlin) analistleri Kazakistan’da yaşanacaklara dair bir senaryo hazırladı. Kazakistan Lideri Nursultan Nazarbayev'in vefatından sonraki dönemi içeren senaryoda “Nazarbayev’in vefatından sonra ne olacak?” sorusuna cevap aranıyor.

Deutsche Welle’de yer alan habere göre[1] SWP analistlerinin kaleme aldığı senaryo; Nazarbayev’in vefatının ardından Kazak elitlerinin bölüneceği ve Rus Ordusunun, Rusça konuşan nüfusun yoğun olduğu bölgelere “koruma amaçlı” müdahalede bulunacağı tezi üzerine inşa ediliyor.

Kazakistan’ın değişmez lideri Nursultan Nazarbayev’in vefatından sonra Kazakistan’da ne olabilir ve Rusya’nın tepkisi nasıl olur soruları SWP analistlerinin cevap aradığı dış politika konularından biri. Alman Parlamentosu, Alman Hükümeti, AB, NATO ve BM’ye de danışmanlık yapan SWP uzmanları, Rusya’nın yakın zamanda dış politikada atacağı muhtemel adımlara ilişkin 11 senaryo hazırladı. Tacikistan’daki istikrarsızlık ve Rusya’nın Kazakistan’a müdahalesi senaryosu SWP Orta Asya Uzmanı Sebastian Schiek’e ait.

Senaryo Kazakistan Lideri Nursultan Nazarbayev’in Şubat 2021’de (81 yaşında) aniden hayatını kaybetmesi ile başlıyor. Uluslararası baskıların da etkisi ile Kazak elitlerinin ortak bir isimde anlaşamayarak bölüneceği ve Astana’nın ancak Temmuz ayında ve birden fazla adayla seçime gidilebileceği varsayımında bulunuluyor.

Senaryoda Kazak elitlerinin nasıl bölüneceğine de değiniliyor. Rusya’nın yaşadığı ekonomik kriz, Çin’in Orta Asya’da özellikle enerji ve bankacılık alanlarında daha fazla güçlenmesi ve Çin ile ortaklığı bulunan elitlerin, Rus yanlılarına oranla daha güçlü hale gelmesi varsayımı bu bölünmenin nedeni olarak görülüyor.

Senaryoya göre seçimleri Batı yanlısı bir aday kazanıyor. Fakat henüz görevine başlamadan Rus medyasında ona karşı güçlü bir propaganda kampanyası başlatılıyor. Bu, özellikle Kuzey Kazakistan’da yaşayan Rusça konuşan nüfus üzerinde endişeye yol açıyor. Moskova kendini resmen Kazakistan’da yaşayan tüm Rusların ve Rusça konuşanların koruyucusu olarak ilan ediyor. Zaten son iki ayda bu bölgede on binlerce insana Rus pasaportu verilmiş durumda.

Senaryoda seçimin hemen ertesinde Kuzey Kazakistan’da Rus nüfusun çoğunlukta olduğu 40 yerleşim bölgesinde “özel savunma birlikleri” oluşturuluyor. Aynı anda Rusya, Kostanay Havaalanı’na özel birlikler indiriyor. Askeri birliklerini Rusya – Kazakistan sınırına kaydırarak, Kazakistan’dan Rusya’ya geçen terörist gruplarla mücadele etme görüntüsü altında geniş çaplı manevralar gerçekleştiriyor.

Bunlar yaşanırken, geçici olarak Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Parlamento Başkanı, ortaya çıkan bu özel birliklere karşı herhangi bir adım atmıyor ve Kazak Ordusu kışlalarından çıkmıyor. Bu durum seçim kazanan adayın taraftarlarının sayısının artmasına ve sokağa çıkarak kitlesel eylemler yapmalarına neden oluyor ve hükümetin istifa etmesi sağlanıyor.

Yaşanan bu olaylar Tacikistan’daki muhalefetin özellikle de İslamcı kesimlerin dış güçlerin de desteği ile Orta Asya’da İslamcılığa karşı mücadele eden Moskova kuklası Duşanbe yönetimine karşı harekete geçmesine neden oluyor. Bu kalkışma Moskova’nın iki ülkeye birden aynı anda askeri müdahalesini zorunlu kılıyor. Rusya’nın Tacikistan’da konuşlu 201. askeri birliği ile durumu kontrol altına almaya çalışması durumu iyice alevlendiriyor ve Tacikistan- Afganistan sınırında kontrol kayboluyor.

Bütün bu senaryonun sonunda renkli devrimlerle iktidara gelenlerin hiç de batının beklediği gibi demokratik adımlar atmadığına dikkat çekilerek Rusya’nın bölgenin istikrarı konusunda önemli bir rol üstlenebileceği ifade ediliyor ve İpek Yolu boyunca Rusya’ya, Orta Asya ülkeleri, Çin ve AB ile diyalog çağrısı yapılıyor.

Okurlarımız Kazakistan ve bölge güvenliğine yönelik bu türden tehditlerin varlığına dikkat çektiğimizi ve çeşitli uyarılarda bulunduğumuzu hatırlayacaklardır. Özellikle yaklaşık iki yıl önce kaleme aldığımız ve Kazakistan’da son zamanlarda yaşanan terör saldırılarını da öngördüğümüz “Ukrayna’dan Sonraki Hedef Kazakistan mı?”[2] başlıklı makalemizi okuyan okurlarımız, aradaki benzerlikleri fark edeceklerdir.

Senaryo Nazarbayev sonrasına ışık tutmayı amaçlamışsa da aslında bahsedilen birçok husus bugün için de geçerlidir. Mesela Çin’in bölgede özellikle enerji ve bankacılık alanlarında Rusya’dan daha etkin bir hale gelmesi ya da Batı’nın Kazakistan'daki etnik çeşitliliği ve Siyasal İslamcılığı bir araç olarak kullanma arzusu.

Batı’nın Kazakistan’ı Rusya ile karşı karşıya getirmek için Siyasal İslamcıları ve Milliyetçileri kullanma fikri hiç de yabana atılacak bir senaryo değildir. Rusça konuşan nüfusla bu çevreleri karşı karşıya getirecek eylem ve hareketler kanlı olayların fitilini ateşleyebilir. Böylesi bir durum da Rusya’nın özellikle Rus nüfusun yoğun olduğu kuzey bölgelerine daha fazla ilgi göstermesi sonucunu doğurur.

İç karışıklığın, iç çatışmanın olduğu bir ortamda Rusya’nın Kırım ve Doğu Ukrayna’da yaptıklarını Kuzey Kazakistan’da da yapması işten bile değildir. Kazakistan’da yaşanacak bir renkli devrim girişimi Kazakistan'ı bir anda Ukrayna’ya çevirir. Hatta korkarım ki Ukrayna’dan çok daha vahim bir tablo ortaya çıkabilir.

Nursultan Nazarbayev’in engin devlet tecrübesi ve öngörüsü ile bu tehlikenin farkında olduğunu ve gerekli tüm tedbirleri alacağını tahmin ediyorum.

Bana göre Kazakistan için öncelikli tehdit siyasal İslam’dır. Özellikle radikal Selefi-Vahabi akımlar ile Kazakistan’da da devletin birçok kurumuna sızan ve aynı zamanda eğitimde ve ekonomide büyük bir gücü elinde bulunduran FETÖ/PDY en ciddi tehdit unsurlarıdır.

Kazakistan yönetiminin bu yapıları ivedilikle devletten tasfiye etmek ve tehdit teşkil etmeyecek bir duruma getirmek zorunda olduğu fikrindeyim. Aksi takdirde, bu grupların, iç karışıklık çıkartmak ve Kazakistan’ı Rusya ile karşı karşıya getirmek konusunda son derece kullanışlı olabileceğini düşünüyorum.

Bu grupları tasfiye etmek ve etkisizleştirmek de tek başına yeterli olmayacaktır. Bunları yaparken de aynı zamanda ekonomiyi krizden çıkarmak, başta sanayi ve tarım olmak üzere çeşitli alanlarda üretime dayalı yeni yatırımlar yapmak ve dışa bağımlılığı azaltacak tedbirler almak gerekir. Ekonomik atılımlarla birlikte bölge ve dünya ülkeleri ile diyaloğu güçlendirmek ve yeni işbirlikleri geliştirmek de bir diğer zorunluluk gibi görünüyor.

Çağlar Erbek
29 Temmuz 2016



[1] http://www.dw.com/ru/сценарий-swp-немецкий-аналитик-о-российском-вторжении-в-казахстан/a-19429635
[2] http://www.kazakkultur.org/2014/09/ukraynadan-sonraki-hedef-kazakistan-mi.html