| | | |

Bir Milyon Varilden Daha Fazlası: Türkiye-Irak Hattında Yeni Dönem

Doç. Dr. Çağlar Erbek

Ankara’da 28 Temmuz’da gerçekleşen Türkiye-Irak görüşmesinin en dikkat çekici cümlesi, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’den geldi:

“Türkiye’ye günde bir milyon varil petrol verebiliriz; başka bir yere muhtaç kalmayın.”

Bu açıklama ilk bakışta büyük bir petrol tedarik vaadi gibi görünse de ziyaretin anlamı, bir milyon varillik rakamın çok ötesindedir. Türkiye ile Irak, yarım asırlık enerji ilişkisinin eski hukuki çerçevesini geride bırakırken üretim, ulaştırma, ticaret ve altyapıyı kapsayan yeni bir ortaklık kurmaya çalışmaktadır.

Eski Anlaşmanın Sonu, Yeni Dönemin Başlangıcı

Türkiye ile Irak arasında 1973 yılında imzalanan Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması, 27 Temmuz 2026 itibarıyla sona erdi.

Kerkük’ten Ceyhan’a uzanan hat, uzun yıllar Irak petrolünün Akdeniz’e ulaşmasını sağladı. Ancak Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin Bağdat’ın onayı olmadan gerçekleştirdiği petrol ihracatı, uluslararası tahkim sürecine yol açtı. 2023’te verilen kararın ardından petrol akışı durdu; Irak, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ve Türkiye önemli ekonomik kayıplarla karşı karşıya kaldı.

Sevkiyat daha sonra sınırlı ölçüde yeniden başlatılsa da hat hâlen gerçek kapasitesinin oldukça altında çalışıyor. Bu nedenle günlük bir milyon varil hedefi, bugünkü akışın birkaç kat artırılmasını gerektiren iddialı bir siyasi hedeftir.

Bununla birlikte hattın yaklaşık 1,5 milyon varillik tasarım kapasitesi, söz konusu rakamın teknik olarak imkânsız olmadığını göstermektedir. Asıl mesele üretim, güvenlik, fiyatlandırma ve Bağdat ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi arasındaki yetki paylaşımının nasıl çözüleceğidir.

Henüz Bağlayıcı Bir Petrol Sözleşmesi Yok

Kamuoyunda oluşan izlenimin aksine, Irak’ın Türkiye’ye günlük bir milyon varil petrol vermesini garanti eden ayrıntılı bir satış sözleşmesi henüz açıklanmış değildir.

Bugün elimizde bulunan, iki ülkenin liderleri tarafından ortaya konulan güçlü bir siyasi irade ve niyet beyanıdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da tarafların kapsamlı bir enerji iş birliği anlaşmasını mümkün olan en kısa sürede imzalamayı hedeflediğini belirtmiştir.

Dolayısıyla petrol akışının miktarı kadar, hangi fiyatla ve hangi şartlarla gerçekleştirileceği de önemlidir. Teslimat süresi, fiyatlandırma formülü, taşıma ücretleri, üretim garantileri ve sevkiyatın kesilmesi hâlinde uygulanacak hükümler belirlenmeden teklifin Türkiye ekonomisine sağlayacağı gerçek fayda hesaplanamaz.

Türkiye Üretim Ortağı Oluyor

Görüşmelerin belki de en somut sonucu, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Kerkük sahalarında faaliyet gösteren BP Energy Company of Kirkuk Limited’daki yüzde 15’lik payı satın almasıdır.

Bu adım, Türkiye’yi yalnızca Irak petrolünü satın alan veya taşıyan bir ülke olmaktan çıkararak üretim sürecine doğrudan katılan bir yatırımcı konumuna taşımaktadır.

Petrol satın alan ülke uluslararası fiyatlara ve üreticilerin kararlarına bağımlıdır. Üretim sahasına ortak olan ülke ise yatırımlarda, üretim planlamasında ve gelir paylaşımında belirli ölçüde söz sahibi olur.

Elbette bu ortaklık, Kerkük petrolünün Türkiye’ye ücretsiz verileceği anlamına gelmez. Ancak Türkiye’nin üretim zincirinde yer alması, geçici siyasi açıklamalardan daha kalıcı ve stratejik bir bağ oluşturur.

Enerjiden Daha Büyük Bir Koridor

Ziyaret sırasında imzalanan beş anlaşma yalnızca petrolü kapsamıyor. Eğitim, gençlik ve spor, sınai mülkiyet, Fişhabur-Ovaköy kara ve demiryolu bağlantısı ile Irak’ın doğal kaynakları karşılığında ulaştırma altyapısının geliştirilmesi konularında mutabakata varıldı.

Bu çerçeve, Kalkınma Yolu Projesi ile doğrudan bağlantılıdır.

Basra Körfezi’ndeki Büyük Fav Limanı’nı Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlaması planlanan Kalkınma Yolu; demiryollarını, karayollarını, sınır kapılarını, lojistik merkezleri ve enerji hatlarını aynı güzergâhta buluşturmayı hedeflemektedir.

Irak Başbakanı Zeydi’nin kullandığı “üçüncü nehir” benzetmesi de bu vizyonu anlatmaktadır. Dicle ve Fırat’ın yanında, ticaretin ve yatırımın akacağı bir ekonomi nehri kurulmak istenmektedir.

Bu nehir yalnızca petrol taşımayacaktır. Malları, sermayeyi, teknolojiyi ve bölgesel iş birliğini de taşıyacaktır.

Irak İçin Kuzeyde Yeni Bir Çıkış

Irak petrol ihracatının büyük bölümü Basra terminalleri ve Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bölgedeki güvenlik gerilimleri, bu güzergâha aşırı bağımlılığın taşıdığı riskleri artırmaktadır.

Kerkük-Ceyhan hattının güçlendirilmesi ve ileride Irak’ın güneyindeki üretim merkezleriyle bağlantısının kurulması, Bağdat yönetimine Hürmüz dışında alternatif bir ihracat yolu sağlayabilir.

Türkiye açısından ise bu gelişme, Ceyhan’ın bölgesel enerji merkezi olma potansiyelini güçlendirebilir. Ancak enerji merkezi olmak, yalnızca boru hatlarına sahip olmakla mümkün değildir. Depolama, rafinaj, şeffaf fiyatlandırma, güçlü finans piyasaları ve güvenilir bir hukuki düzen de gerekir.

Temkinli İyimserlik

Türkiye-Irak enerji ortaklığının önünde önemli engeller bulunmaktadır.

Bağdat ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi arasındaki petrol gelirleri ve yetki paylaşımı kalıcı biçimde çözülememiştir. Boru hattının güvenliği, Irak’ın OPEC+ yükümlülükleri ve petrolün ticari şartları da belirsizliğini korumaktadır.

Ayrıca Irak’tan boru hattıyla petrol gelmesi, Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının doğrudan ve büyük ölçüde düşeceği anlamına gelmez. Döviz kuru, vergiler, rafineri marjları ve dağıtım maliyetleri pompa fiyatlarını belirlemeye devam edecektir.

Türkiye’nin enerji bağımlılığını azaltırken yalnızca tedarikçinin adını değiştirmemesi de gerekir. Irak petrolü önemli bir kaynak olabilir; fakat enerji güvenliği farklı ülkelerden, güzergâhlardan ve enerji türlerinden oluşan dengeli bir sistem gerektirir.

Asıl Mesele Bir Milyon Varil Değil

Irak’ın Türkiye’ye günlük bir milyon varil petrol sağlama teklifi gerçekleşirse iki ülkenin enerji ilişkilerinde tarihî bir dönüm noktası olabilir.

Fakat gelişmenin asıl önemi rakamın büyüklüğünde değildir.

Kerkük’teki üretim ortaklığı, yeni enerji anlaşması, Ovaköy sınır geçişi, Kalkınma Yolu ve doğal kaynak gelirleriyle finanse edilecek altyapı projeleri, daha geniş bir stratejinin parçalarıdır.

Türkiye yalnızca Irak petrolünü satın alan bir müşteri değil; petrolün üretildiği, taşındığı, işlendiği ve dünya pazarlarına ulaştırıldığı zincirin önemli aktörlerinden biri olmayı hedeflemektedir.

Irak ise ihracat yollarını çeşitlendirerek Körfez ile Avrupa arasında bir enerji ve ticaret köprüsüne dönüşmek istemektedir.

Bu nedenle asıl sınav, bir milyon varilin Türkiye’ye ulaşıp ulaşmayacağı değildir.

Asıl sınav, siyasi niyetlerin bağlayıcı anlaşmalara, güvenli altyapıya ve iki ülkenin de uzun vadeli çıkarlarına hizmet eden kalıcı bir ekonomik ortaklığa dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir