UKRAYNA SAVAŞI: KÜRESEL DÜZENİN ÇÖZÜLÜŞÜ VE GÜCÜN YENİDEN TANIMI

0


Doç. Dr. Çağlar ERBEK

Ukrayna’da süren savaş, klasik uluslararası ilişkiler literatürünün alışık olduğu “bölgesel çatışma” kategorisine sığmıyor. Bu savaş, ne sadece güvenlik ikilemiyle ne de ittifak siyasetiyle açıklanabilir. Asıl mesele, küresel düzenin hangi ilkeler üzerine kurulacağına dair verilen büyük mücadeledir.

Bugün Ukrayna sahasında yaşananlar, aslında uzun süredir biriken yapısal gerilimin görünür hâle gelmesidir. Soğuk Savaş sonrası kurulan tek merkezli dünya düzeni, artık kendi sınırlarına dayanmıştır.

Bu savaş, düzenin kendisini savunma refleksiyle, onu aşmak isteyen güçlerin karşı karşıya geldiği noktadır.

Tek Merkezli Düzen Neden Çöktü?

1990’lardan itibaren dünya, fiilen tek merkezli bir yapıya geçti. Bu yapı yalnızca askerî ve ekonomik üstünlüğe dayanmıyordu; aynı zamanda normatif bir hegemonya kurmuştu. Demokrasi, insan hakları, serbest piyasa ve küreselleşme, yalnızca değerler değil; siyasal meşruiyetin ölçütleri hâline getirildi.

Ancak bu düzenin temel bir açmazı vardı:


Kendi değerlerini evrensel ilan ederken, farklı tarihsel ve kültürel gerçeklikleri dışladı.

Zamanla şu tablo ortaya çıktı:
Güç dağıldı ama karar mekanizmaları merkezde kaldı
Yeni aktörler yükseldi ama söz hakkı verilmedi
Kurallar herkese uygulandı ama aynı şekilde değil

Bu çelişkiler birikti. Ukrayna savaşı, bu birikimin patladığı noktadır.


Bu Savaş Neden Sadece Ukrayna’yla İlgili Değil?

Çünkü Ukrayna, bir jeopolitik fay hattı üzerinde duruyor. Burada çatışan şey yalnızca ordular değil; dünya tasarımlarıdır.

Bir tarafta:
  • Kuralları önceden belirlenmiş
  • Merkezden çevreye yayılan
  • Evrensellik iddiası taşıyan bir sistem

Diğer tarafta ise:
  • Egemenlik vurgusu yapan
  • Güç dengesini esas alan
  • Çok merkezli bir yapıyı savunan yaklaşım

Bu nedenle Ukrayna, bir semboldür. Savaşın sonucu, yalnızca Kiev ya da Moskova’yı değil; Asya’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar tüm sistemi etkileyecektir.


Çok Merkezli Dünya: İstikrar mı, Sürekli Gerilim mi?

Tek merkezli düzenin zayıflaması, kaçınılmaz olarak çok merkezli bir yapıyı gündeme getiriyor. Ancak bu, romantize edilmemesi gereken bir süreçtir.

Çok merkezli dünya:
  • Daha adil olmak zorunda değildir
  • Daha barışçıl olacağı garanti değildir
  • Daha istikrarlı hiç değildir

Aksine, geçiş dönemleri her zaman daha serttir. Çünkü kurallar henüz yazılmamıştır. Güçler, sınırlarını test eder. Diplomasi, yerini zaman zaman kaba güce bırakır.

Ukrayna savaşı, bu geçiş döneminin ilk büyük çatışmasıdır; sonuncusu olmayabilir.


Asıl Kırılma: Meşruiyet Sorunu

Bu sürecin en kritik boyutu askerî değil, meşruiyet krizidir. Artık kimsenin “ben evrensel olanı temsil ediyorum” iddiası sorgusuz kabul edilmiyor.

Bu durum üç sonucu beraberinde getiriyor:
  • Hukuk siyasallaşıyor
  • Değerler araçsallaşıyor
  • Güç, daha çıplak hâle geliyor

Bu, tehlikeli ama aynı zamanda öğretici bir dönemdir. Çünkü artık aktörler, ahlâk söyleminin arkasına saklanmakta zorlanıyor.

Sonuç: Dünya Düzeni Yeniden Yazılıyor

Ukrayna savaşı, bir sonuç değil; bir başlangıçtır. Bu çatışma, 21. yüzyılın geri kalanında sürecek güç mücadelesinin ilk açık sahnesidir.

Yeni düzen:
  • Daha sert olacak
  • Daha az illüzyon barındıracak
  • Daha fazla sorumluluk gerektirecek

Ve en önemlisi:
Hiçbir ülke, hiçbir merkez, tek başına “dünyayı temsil etme” iddiasını artık sürdüremeyecek.

Bu savaş bize şunu gösterdi:
Dünya düzenleri tanklarla kurulmaz, meşruiyetle ayakta durur.
Meşruiyet çöktüğünde ise, en güçlü düzen bile dağılmaya mahkûmdur.

Yorum Gönder

0Yorumlar

Yorum Gönder (0)