KUZEY MAKEDONYA AVRUPA’NIN KAPISINDA: ÜYELİK Mİ, KİMLİK Mİ?
Doç. Dr. Çağlar Erbek | 26 Eylül 2026
Bir ülke Avrupa Birliği’ne girebilmek için kendi tarihini, kimliğini ve anayasasını ne ölçüde müzakere konusu yapabilir? Kuzey Makedonya’nın uzun Avrupa yolculuğu bugün tam da bu soruda düğümleniyor.
Balkanlar’da bazı ülkelerin hikâyesi yalnızca sınırlar üzerinden okunmaz. İsimler, diller, semboller, anayasalar; geçmişin hangi kelimelerle anlatılacağı bile siyasetin konusu olabilir. Kuzey Makedonya bunun belki de en çarpıcı örneği.
Üsküp uzun yıllardır Avrupa Birliği’nin kapısında bekliyor. NATO’ya katıldı, Avrupa Birliği üyeliğini stratejik hedef ilan etti, komşularıyla süregelen anlaşmazlıklarda ciddi tavizler verdi. Yine de kapı tam anlamıyla açılmadı. Bugün karşısında yeni bir düğüm var: Bulgaristan, anayasa ve müzakere sürecinin geleceği.
Bu mesele iki Balkan devleti arasındaki diplomatik bir anlaşmazlıktan ibaret değil. Asıl soru çok daha büyük: Avrupa bütünleşmesinin sınırı nerede biter, ulusal kimliğin dokunulmaz alanı nerede başlar?
Önce isim, şimdi anayasa
Kuzey Makedonya’nın bağımsızlık sonrası dış politikası uzun süre Yunanistan ile yaşanan isim anlaşmazlığıyla geçti. 1991’de bağımsızlığını ilan eden ülke “Makedonya Cumhuriyeti” adını kullanmak istedi, Atina bunu kabul etmedi. Sorun ancak 2018’de imzalanan Prespa Anlaşmasıyla çözüldü: ülke “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti” oldu, adı 2019’da resmen yürürlüğe girdi. Bunun karşılığında Yunanistan’ın itirazı aşıldı ve ülke 2020’de NATO’ya katıldı.
Üsküp’te birçok kişi artık yolun Avrupa Birliği’ne doğru açık olduğunu düşündü. Ama Balkanlar’da bir düğüm çözülünce genellikle arkasından yenisi çıkıyor. Bu kez sahnede Bulgaristan var.
Sofya ile Üsküp arasındaki anlaşmazlığın merkezinde Makedon dilinin tarihsel gelişimi, ortak tarihî şahsiyetlerin nasıl anılacağı ve Bulgar kökenli vatandaşların statüsü yatıyor. 2022’de kabul edilen Avrupa Birliği müzakere çerçevesi, Bulgar toplumunun Kuzey Makedonya Anayasası’nda açıkça yer almasını sürecin bir parçası hâline getirdi.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Haziran 2026’da Üsküp’te bu anayasa değişikliğinin müzakerelerin ilerleyebilmesi için gerekli adım olduğunu söyledi. Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Kos ise Temmuz ayındaki ziyaretinde ülkenin reform sürecindeki ilerlemesini takdir etti. Ancak Üsküp’teki hükümet temkinli. Başbakan Hristijan Mickoski, anayasanın “şu anda talep edilen biçimde” değiştirilmeyeceğini söyledi, hedefin yine de Avrupa Birliği üyeliği olduğunu vurguladı.
Yani mesele, Avrupa’ya girmek isteyenlerle istemeyenler arasında değil. Asıl tartışma, bu yolun hangi şartlarla ilerleyeceği üzerine.
Üsküp neden temkinli
Bir kez ülkenin adını değiştirmiş bir toplum için soru basit: bugün anayasa değişirse, yarın yeni bir şart çıkar mı? Mickoski hükümeti önceki hükümetin verdiği taahhütleri reddetmiyor, ama Bulgaristan’daki Makedon toplumunun haklarını da masaya koyuyor. Bulgaristan ise bunun yeni bir talep değil, 2022’de zaten uzlaşılan çerçevenin parçası olduğunu savunuyor. İki taraf aynı belgeye bakıyor, farklı bir hikâye okuyor.
Bu da Avrupa Birliği’nin genişleme politikası açısından ayrı bir sınav. Hukukun üstünlüğü ya da ekonomik reform gibi başlıklar ölçülebilir taleplerdir. Ama bir ülkeye “geçmişini komşunla aynı şekilde yorumla” demek çok daha hassas bir alana girer, ve gelecekteki aday ülkeler için de emsal oluşturur.
Beklerken ekonomi de bekliyor değil
Siyaset sürerken Kuzey Makedonya’nın gerçek gündeminde ekonomik dönüşüm de var. IMF’ye göre ülke ekonomisi 2025’te yüzde 3,5 büyüdü; 2026 için büyümenin yüzde 3,1’e gerilemesi, enflasyonun ise yaklaşık yüzde 4,5 olması bekleniyor. Nüfusun yaşlanması, göç ve Avrupa Birliği ile gelir yakınsamasının yavaşlığı ülkenin orta vadeli asıl sorunları arasında.
Burada ince bir paradoks var: üyeliğin gecikmesi toplumsal beklentiyi azaltabilir, beklentinin azalması da reform iradesini zayıflatabilir. Ve Avrupa perspektifini kaybeden bir Balkan ülkesinin jeopolitik boşlukta kalması pek olası değil; bu coğrafyada boşluklar uzun süre boş kalmaz.
Türkiye için neden önemli
Türkiye ile Kuzey Makedonya arasındaki bağ, klasik devletlerarası ilişkilerin ötesinde. Osmanlı döneminden kalan kültürel miras, ülkedeki Türk toplumu ve yoğun insan hareketliliği bu ilişkiyi besliyor. 2026’da Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova’nın Nisan ayındaki Türkiye ziyareti ve Başbakan Mickoski’nin Haziran’da İstanbul’daki iş forumuna katılımı bu ilişkinin canlılığını gösterdi.
Rakamlar da bunu destekliyor: Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na göre ülkede yaklaşık 1.900 Türk firması faaliyet gösteriyor, yatırım tutarı 2 milyar dolar civarında; Türkiye, Kuzey Makedonya’daki en büyük ikinci yabancı yatırımcı. 2025’te ticaret hacmi 885 milyon dolara ulaştı, 2026’nın ilk dört ayında bu rakam 318 milyon doları buldu.
İstikrarlı ve komşularıyla sorunlarını yönetebilen bir Kuzey Makedonya, Ankara için de değerli. Üsküp’ün Avrupa’ya yakınlaşması, Türkiye ile ilişkilerine çelişen değil, tam tersine bu istikrarı destekleyen bir süreç olarak okunabilir.
Sonuç yerine
Kuzey Makedonya’nın son otuz yılına bakınca ilginç bir örüntü görülüyor: önce adı tartışıldı, sonra tarihi, sonra dili, şimdi anayasası. Belki de bu ülkenin Avrupa yolculuğunu ilginç kılan tam olarak bu: mesele yalnızca ne zaman üye olunacağı değil, uluslararası bütünleşme ile ulusal kimlik arasındaki dengenin nasıl kurulacağı.
Avrupa Birliği için üzerinde uzlaşılan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sistemin işleyebilmesi için gerekli. Kuzey Makedonya için ise her yeni koşul, geçmişteki uzun bekleyişleri yeniden hatırlatıyor. Belki çözüm, bu iki gerçeği birlikte yönetebilmekte yatıyor. Çünkü bu coğrafyada sınırlar yalnızca haritalarda değildir; bazen bir isimde, bazen bir anayasa maddesinde karşımıza çıkar. Ve Avrupa’nın geleceği, Brüksel’deki büyük kararlar kadar Üsküp gibi şehirlerde çözülen ya da çözülemeyen bu küçük görünen meselelerle de şekillenir.






