24.09.2015

ORTADOĞU’DA DENGELER DEĞİŞTİ

PAYLAŞ
Son günlerde Suriye sorunu ile ilgili çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. ABD ve Rusya bu gelişmelerin baş aktörleri gibi görünüyor.

Rusya baştan beri Suriye’de Esat yönetiminin arkasında durdu. Bugün yine aynı noktada durmakla kalmıyor ve desteğini gittikçe artırıyor. Suriye’de hava üssü kurduğunu, silah ve mühimmat gönderdiğini, hatta Rus askerinin Suriye’deki varlığını (eğitim amaçlı olduğunu iddia ediyor) açık açık dile getiriyor. (Son günlerde Suriye’de askeri eğitim veren Rus askerlerin görüntülerin internette paylaşılmaya başlanmasının bir tesadüf olmadığını düşünebiliriz.)
Rusya’nın ekonomik, siyasi ve askeri desteğini arkasına alan Suriye yönetiminin eli bir hayli güçlenmiş görünüyor. Suriye bu destekle de yetinmeyip bizzat Dışişleri Bakanı Muallim’in ağzından gerekirse Rusya’dan asker göndermesini isteyebileceğini açıkladı. Rusya’dan bu açıklamaya olumlu yanıt gecikmedi ve Suriye’den böyle bir talep gelirse müzakere edeceklerini açıkladı.
ABD Suriye’de kaybetmiş görünüyor. Bunun farkında olan Washington bu bataktan kurtulmak için arayış içerisindedir. Bu nedenledir ki Suriye sorununda Rusya ile işbirliğine yönelmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Kerry ve Rus mevkidaşı Lavrov’un temaslarının ardından iki ülkenin savunma bakanları da direk temas kurmaya başladı. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve ABD Savunma Bakanı Ashton Carter telefon görüşmesi yaparak IŞİD’e karşı ortak mücadelenin yanı sıra krizin barışçıl yollardan çözülmesi konusunu da görüştü.
ABD’nin Suriye politikasındaki değişimin en önemli belirtisi belki de Kerry’nin Rusya’nın masaya getirmesi halinde Esat ile müzakere yapabileceklerini açıklaması olmuştur. Yıllarca süren savaşın ardından ABD’nin Esat ile masaya oturma noktasına gelmiş olması açıkça Suriye yönetiminin ve Rusya’nın zaferi gibi görünüyor.
Suriye sorununda Rusya ve ABD’nin yakınlaşmasına AB de seyirci kalmadı. Konu ile ilgili bir açıklama yapan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Rusya ile ABD’nin Suriye krizinin çözümü ve IŞİD ile mücadele konularında diyalog kurma kararını desteklediklerini ifade etti.
Sadece bu kadar da değil. Hürriyet’ten Tolga Tanış’ın verdiği habere göre ABD Savunma Bakanı Ash Carter geçen pazartesi Pentagon binasında basına kapalı bir Türkiye toplantısı düzenledi.
Tanış’ın verdiği bilgilere göre toplantıya Washington’da Türkiye konusunda çalışan sekiz uzman çağrıldı. Carter tartışma konusu olarak Türkiye’yi seçmiş ve meseleyi yakından takip edenlerle sadece Türkiye’yi konuşmak istemişti. Çağrılanlardan üçü ABD’nin eski Ankara büyükelçileriydi: Frank Ricciardone (2011­-2014), Jim Jeffrey (2008-­2010) ve Eric Edelman (2003­-2005). Dört think tank’çi vardı: Ömer Taşpınar (Brookings Enstitüsü ve ABD Ulusal Savunma Üniversitesi), Henri Barkey (Wilson Center), Aaron Stein (Atlantik Konseyi) ve Steven Cook (Dış İlişkiler Konseyi). Bir de Amerikan Türk Konseyi (ATC) Yönetim Kurulu Başkanı, eski Ulusal Güvenlik danışmanı (2009-­2010), emekli orgeneral Jim Jones. Carter toplantıda yorum yapmadı. Sadece Türkiye’deki iç gelişmeler, Ankara’nın dış politikası gibi konularda sorular sordu.
Carter’ın yaptığı bu toplantının normal bir toplantı olmadığını, Washington’da bu kadar üst düzey bir ismin sadece Türkiye’yi konuşmak için uzmanları çağırıp ‘Ne oluyor’ diye sormasının her zaman yaşanmadığını yazan Tanış, bunun en son 5 yıl önce İran’a yaptırımlar konusunda yaşanan krizde yapıldığını söyledi.
Türkiye ile ABD arasında Suriye’de YPG’nin durumuna ilişkin bir farklılık olduğunu, karşılıklı açıklamalarla gerginliğin sürdüğünü söyleyen Tanış, görüşmenin içeriğinin büyük olasılıkla bu konuya dair olduğunu ifade etti. Tanış, Carter’ın toplantıda sonra Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün de katılacağı ATC’deki bir toplantıya katılma önerisini reddettiğini yazdı.
Son paragraftan hareketle şunu belirtmek zorundayız ki bu gelişmelerin tamamı Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde oynanan oyunu görüp masaya yumruğunu vurmasının ardından yaşanmaya başladı.
Ne pahasına olursa olsun Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturulmasına izin vermeyeceğini açıklayan Türkiye, burada bir güvenli bölge oluşturmak ve ülkedeki Suriyeli göçmenleri buraya yerleştirmek istediğini açıkça ifade etti.
Türkiye’nin güvenli bölge talebini ısrarla reddeden Batı, ülkemizde yaşayan 2 milyondan fazla göçmenin sadece küçük bir kısmının ülkelerine akın etmesiyle birlikte ciddi bir göçmen sorunu ile karşı karşıya kaldı. Bugüne kadar milyonlarca göçmenle baş başa bıraktıkları Türkiye hiç beklemedikleri bir hamle yapmıştı.
Mesaj açıktı. Madem siz beni bu göçmen sorununda yalnız bırakıyorsunuz, destek vermiyorsunuz, madem Suriye’de güvenli bölge kurarak göçmenleri buraya yerleştirme talebimize karşı çıkıyorsunuz, o zaman şimdi biraz da siz boğuşun göçmen sorunuyla. Çok doğru ve çok etkili bir mesajdı bu ve belki de Türkiye’nin bu konuda attığı en etkili adım oldu.
Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş açıklama yaptı ve bugüne kadar göçmenlere harcanan paranın 7 milyar dolardan fazla olduğunu ifade etti. Batının desteğinin ise devede kulak bile olmadığı ortaya çıktı. Şimdi Suriye krizi göçmen dalgası ile kapılarına dayanınca batının ikiyüzlü politikacıları ‘Türkiye’ye daha fazla maddi destek verelim orada kalsınlar’ demeye başladılar.
Hiçbir ülke göçmenleri topraklarında görmek istemiyor. Bize insanlık dersi veren batının insanlık konusunda bizim elimize su bile dökemeyeceği Suriyeli göçmenlere karşı gösterdiği sert ve acımasız tutumdan açıkça anlaşılmaktadır.
Türkiye ve Türk Halkı milyonlarca göçmeni bağrına basmış ve yıllardır içi içe yaşamayı becermiştir. Bunu yapmaya devam edeceğinden hatta gerekirse daha fazla göçmene dahi hoşgörüsünü eksik etmeyeceğinden şüphe yoktur. Türkler Suriye kriziyle birlikte ülkelerini terk edip kendilerine sığınan milyonlarca göçmene karşı gösterdiği hoşgörü, sevgi ve ilgi ile tüm dünyaya insanlık dersi vermiştir. Batının Türkiye’den ve Türklerden insanlık adına öğreneceği çok şey var.
Kısaca özetleyecek olursak:
  1. Suriye’deki savaşın beklenenden çok daha uzun sürmesi ve Esat yönetiminin mağlup edilemeyeceğinin anlaşılması;
  2. Rusya’nın yalnızca ekonomik ve siyasi olarak değil askeri olarak da açık ve güçlü biçimde Suriye yönetiminin yanında olması;
  3. Batı’nın egemen güçlerinin bizzat kendi elleri ile kurdukları IŞİD’in kontrollerinden çıkıp kendileri için de bir tehdit haline gelmesi;
  4. Türkiye’nin kendine gelip güney sınırında ulusal güvenliğini tehdit edecek hiçbir gelişmeye izin vermeyeceğini söz ve eylemleriyle ortaya koyması;
  5. Göçmen sorunun Avrupa’nın göbeğine taşınması dengeleri altüst etti.
Ortadoğu’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da, Uzak Doğu’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde emperyalizmle yatağa giren, onların ipiyle kuyuya inen ne kadar yerli işbirlikçi varsa mutlaka sonları hüsran oldu. Suriye’de de durum o noktaya gidiyor. (Suriye’de PYD şemsiyesi altında ABD ile müttefik olan PKK’ya yönelik Türk Ordusu’nun başlattığı mücadelenin ABD tarafından açıkça desteklenmesine bir de bu açıdan bakmakta fayda var.)
ABD ve AB Suriye krizinin çözümünde Rusya ve Esat ile uzlaşırsa, Esat’a karşı kullandığı ne kadar örgüt, aşiret, grup vs. varsa hepsinin kullanım süresi dolacak ve tasfiye olacaktır. Bu tasfiye sürecini hızlandıran faktör ise Türkiye’nin kararlı tutumu olacaktır.
Türkiye ulusal çıkarlarını tehdit edecek hiçbir gelişmeye ne pahasına olursa olsun izin vermeyeceğini açıkça deklare etmiştir. Bu duruşunu sürdürdüğü sürece oyun kurucuların Türkiye gibi NATO’nun ikinci büyük askeri gücüne sahip bir ülkeden vazgeçip, ya da onu karşısına alıp Suriye ve Irak’taki silahlı grupların arkasında duracağını düşünmek saflık olur.
IŞİD, El-Nusra, PKK, PYD vd. tüm silahlı grupların Suriye’deki krizin çözüme kavuşmasının ardından yaşama şansı yoktur. (PYD lideri Müslim’in ‘Suriye Ordusu’na katılabiliriz’ açıklamasına bu açıdan bakılabilir.) KDP Kuzey Irak’ta durduğu sürece bu tehlikeden uzak kalabilir. Ama görünen o ki aç gözlülüğünün kurbanı olup, Suriye’ye sürekli silahlı peşmergelerini göndererek Kuzey Suriye’yi de topraklarına katmak hayali peşine düşmüştür ve bunda ısrar ederse onun da sonu aynı olacaktır. (Tahminim efendilerinin bir noktada müdahale edip tehlikeden uzaklaştıracakları yönündedir.) Rusya ve ABD’nin uzlaşarak Esat’la masaya oturduğu ve barışçıl yollardan çözüm bulduğu bir Suriye’de, her kim ki elinde silahla devlete tehdit oluşturuyorsa mutlaka bertaraf edilecektir.
Özellikle IŞİD fiyaskosunun ardından ne ABD ne de Rusya krizin çözümünün ardından Suriye’de hiçbir silahlı grubun (en azından tehdit oluşturacak düzeyde) bulunmasına müsaade etmeyeceklerdir ve Suriye yönetimi uluslararası desteği kesilen bu grupları kolayca imha edebilecektir.
ABD’nin, Rusya’nın ve AB’nin gördüğü gerçekleri Türkiye’nin de gördüğünden eminim. Artık Ortadoğu’da dengeler değişmiştir ve yalnızca bu değişimi görenler ve ayak uyduranlar kazanacaklardır. Diğerleri için ise kötü son yaklaşmaktadır.

Çağlar Erbek
PAYLAŞ

Author: verified_user

0 yorum: