YIL SONU: ÖĞRENDİK Mİ, ÖĞRENEMEDİK Mİ?
Küçük Eller, Büyük Bir Yıl
Bu yıl çok şey öğrendik; ama aynı zamanda hiçbir şey öğrenmedik.
İkisi de doğru. İkisi de aynı anda, aynı sınıflarda, aynı küçük ellerde yaşandı. Karne günü bir çocuğun gözündeki o ışığa baktığınızda ne öğrendiğini değil, nasıl hissettiğini anlarsınız. Belki asıl ölçüt de odur.
Küçük Olanın Büyüklüğü
İlkokul ve okul öncesi, eğitim sisteminin en sessiz ama en derin katıdır. Burada öğrenen çocuk henüz rekabeti bilmez; merak eder, dener, düşer, kalkar. Bir harf öğrenmek, bir okul arkadaşıyla ilk defa paylaşmak, öğretmenine güvenmek, bunlar küçük görünür, büyük anlam taşır.
Bu yıl da milyonlarca çocuk o ilk adımları attı. İlk kez bir kitap okudu, ilk kez bir problem çözdü, ilk kez kendini bir topluluğun parçası hissetti. Bunlar istatistiklere girmez; ama eğitimin özü tam da orada.
Öğretmen: Her Şeyin Başladığı Yer
Bir ilkokul öğretmeni bu yıl yalnızca ders anlatmadı. Ağlayan bir çocuğu sakinleştirdi, kavga eden iki arkadaşı barıştırdı, ailesinde zor günler geçiren bir öğrencinin yanında sessizce durdu.
Anaokulu öğretmeni ise sabahın erken saatlerinden itibaren on beş, yirmi küçük insanın dünyasını taşıdı. Şarkı söyledi, oyun kurdu, sarıldı, dinledi. Bunların hiçbiri ders planında yazmıyordu; ama hepsi öğretimdi.
Bu yılın en büyük gerçeği belki de şudur: en temel eğitim, en az görünen emekle ayakta duruyor.
Aile: Güven Arayışı
Veliler bu yıl da çocuklarını kapıda bıraktı ve güvendi; ya da en azından güvenmek istedi. Okulla aile arasındaki o ince ip, bu yıl bazı yerlerde gerildi, bazı yerlerde güçlendi.
Bir ebeveynin okula duyduğu güven, çocuğun öğrenme isteğine doğrudan yansır. Güvenen aile çocuğunu salıverir; salıverilen çocuk öğrenir. Bu basit denklem hâlâ en güçlü eğitim formülüdür.
Peki Öğrendik mi?
Evet. Bir çocuğun “anladım” dediği o anın hâlâ her şeye değdiğini öğrendik. Oyunun öğretici olduğunu, yeniden ve bir kez daha, öğrendik. Küçük yaştaki güvenli bağın ilerleyen yıllara ne kadar taşındığını gördük. Ve belki en önemlisi: ilkokul çağının, bir insanın kendi dünyasını kurduğu o eşsiz zaman dilimi olduğunu bir kez daha anladık.
Eylül’e Mektup
Yaz geldi, okullar kapandı; ama o küçük eller durmuyor. Bahçede, sahilde, mutfakta, kitabın kenarında bir şeyler keşfetmeye devam ediyorlar.
Eylül’de kapıyı yeniden açacağız. Aynı çocuklar değil, büyümüş çocuklar gelecek. Onlara hazır olmak, bu yazın en anlamlı işi.
Öğrendik mi? Evet. Daha öğreneceğimiz çok şey var mı? Evet; neyse ki var.
Doç. Dr. Çağlar Erbek






