Çocuğu Okula Hazırlamak mı, Hayata Hazırlamak mı?
| | |

Çocuğu Okula Hazırlamak mı, Hayata Hazırlamak mı?

Doç. Dr. Çağlar Erbek

Eylül geldiğinde evlerde tanıdık bir telaş başlar. Çanta alındı mı, kalemler tamam mı, defterler kaplandı mı, forma hazır mı. Marketlerde okul reyonları büyür, kırtasiyeler dolar, aileler listeler hazırlar. Ama bütün bu koşuşturmanın arasında asıl soruyu bazen unutuyoruz: Biz çocuğu gerçekten okula mı hazırlıyoruz, yoksa yalnızca okul alışverişini mi tamamlıyoruz?

Çünkü bir okul çantası birkaç saatte hazırlanır. Hayata hazırlanmak ise çok daha uzun sürer. Bir çocuğun ihtiyacı olan şey yalnızca kalem değildir, kendine güvenebilmesidir. Yalnızca defter değildir, merak edebilmesidir. Yalnızca iyi not değildir, başarısız olduğunda yeniden ayağa kalkabilmesidir.

Belki de eğitim üzerine düşünürken en büyük yanılgımız burada başlıyor. Çocuklarımızın önünü açmak isterken bazen onların yerine yürümeye başlıyoruz; sorun yaşamasınlar diye bütün sorunları önceden çözmeye, üzülmesinler diye hayal kırıklıklarını engellemeye, başarısız olmasınlar diye hata yapmalarına izin vermemeye çalışıyoruz. Oysa hayatın hiçbir aşamasında bir yetişkin sürekli çocuğun yanında olmayacak. Bir gün bir arkadaşıyla anlaşmazlık yaşayacak, bir gün düşük not alacak, bir gün reddedilecek, bir gün yalnız karar vermek zorunda kalacak. Eğitim tam da burada başlar.

Bir çocuğa hayat boyunca bütün kapıları açamayız, ama kapalı bir kapının önünde ne yapacağını öğretebiliriz. Her sorunun cevabını veremeyiz, ama doğru soruyu sormayı öğretebiliriz. Her hatadan koruyamayız, ama hatanın dünyanın sonu olmadığını gösterebiliriz.

Çocuk yetiştirirken belki de en zor şey, ne zaman yardım edeceğimizi değil, ne zaman geri çekileceğimizi bilmektir. Çünkü bazen yardım etmek, çocuğun yapabileceği bir işi onun yerine yapmak değil, biraz uzakta durup denemesine izin vermektir. Ayakkabısını kendisi bağlasın, çantasını kendisi hazırlasın, arkadaşıyla yaşadığı küçük bir anlaşmazlığı önce kendisi çözmeye çalışsın. Hata yapsın, yanlış seçsin, unutsun, sonra hatırlasın. Bunların hiçbiri onu başarısız yapmaz; tam tersine, bunlar hayata hazırlanma biçimidir.

Bugün çocuklarımız için çok şey istiyoruz: iyi okullarda okusunlar, yabancı dil öğrensinler, teknolojiyi iyi kullansınlar, başarılı olsunlar. Elbette bunların hepsi önemli. Fakat geleceğin dünyasında onları yalnızca bilgiyle donatmak yeterli olmayacak, çünkü bilgiye ulaşmak artık hiç olmadığı kadar kolay. Bir zamanlar yıllarca öğrenilmesi gereken bilgilere bugün birkaç saniyede ulaşabiliyoruz; yapay zekâ soruları cevaplıyor, makineler hesap yapıyor, programlar metin yazıyor. Bu durumda geleceğin en değerli becerileri yalnızca bilgi sahibi olmak olmayacak: merak etmek, düşünmek, sorgulamak, uyum sağlamak, iletişim kurmak, üretmek ve en önemlisi insan kalabilmek olacak.

Belki de çocuklarımızı geleceğe hazırlarken kendimize şu soruyu sormalıyız: Yirmi yıl sonra hangi mesleklerin var olacağını bilmiyorsak, onlara ne öğretmeliyiz? Cevap aslında oldukça basit olabilir: Onlara bir mesleği değil öğrenmeyi, bir cevabı değil düşünmeyi öğretmeliyiz. Başarının yalnızca yüksek nottan ibaret olmadığını, bir insanın değerinin sınav sonucuyla ölçülemeyeceğini göstermeliyiz.

Çünkü okul hayatın provası değildir, zaten hayatın kendisinin bir parçasıdır. Çocuk orada yalnızca matematik öğrenmez; sırasını beklemeyi, paylaşmayı, kaybetmeyi, arkadaş edinmeyi, bazen kırılıp bazen barışmayı, kendi sesini bulmayı öğrenir. Bir öğretmenin söylediği küçük bir cümleyi yıllarca hatırlayabilir, bir arkadaşının yaptığı küçük bir iyiliği hiç unutmayabilir. Eğitim bu yüzden yalnızca ders kitaplarının arasında değil, koridorda, bahçede, arkadaşlıkta, bir öğretmenin sabrında ve bir ailenin çocuğuna duyduğu güvende gerçekleşir.

Yeni bir eğitim yılı başlarken çocuklarımızın çantalarına kalem, defter ve kitap koyacağız. Keşke görünmeyen birkaç şeyi de koyabilsek: biraz cesaret, biraz merak, biraz sabır, biraz özgüven ve hata yapma hakkı. Çünkü bir çocuğun hayatı boyunca taşıyacağı en değerli şeyler belki de bunlar olacak. Ve iyi bir eğitim yılının en güzel başlangıç cümlesi şu olabilir:

“Başarılı olmak zorunda değilsin. Ama denemekten vazgeçme.”

Bizim görevimiz çocukların yolundaki bütün taşları temizlemek değildir. Asıl görevimiz, o taşlarla karşılaştıklarında yollarına nasıl devam edeceklerini öğretmektir. Çocukları yalnızca okula değil, hayata hazırlamak tam olarak budur.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir