Köşe Yazısı · 1 Mayıs 2026
1 Mayıs’ı yeniden okumak: tarihten günümüze bir anlam arayışı
Doç. Dr. Çağlar Erbek
1Mayıs, takvimde bir günden fazlasıdır. Tarihsel hafızada yüklü bir anlam katmanı, toplumsal belleğin üst üste binmiş yorumlarından oluşan bir kesişim noktasıdır. Bu tarihin kökleri, 1886 Chicago’sundaki Haymarket olaylarına uzanır; sekiz saatlik iş günü talebini dile getiren işçilerin bir meydanda buluşmasına, ardından gelen şiddet ve ölümlere. Ama 1 Mayıs’ı yalnızca o günün acısıyla okumak, onun taşıdığı anlamı daraltmak olur.
Uluslararası İşçi Bayramı, zamanla farklı coğrafyalarda farklı biçimler almıştır. Kimi ülkelerde devlet töreniyle kutlanan resmi bir gün, kimi ülkelerde sokak siyasetinin sembolü, kimileri içinse yalnızca takvimde kırmızıyla işaretlenmiş bir tatil. Bu çeşitlilik, aslında “emek” kavramının kendisinin ne denli tartışmalı, ne denli siyasi ve ne denli dönüşken olduğunu gözler önüne sermektedir.
Emek; yalnızca ekonomik bir kategori değil, aynı zamanda bir onur, bir kimlik ve bir toplumsal varoluş biçimidir.
Bugün emeğin koşulları, yüzyıl öncesinden hem çok farklı hem de şaşırtıcı biçimde benzer görünmektedir. Sekiz saatlik çalışma günü tartışması, şimdi algoritmalar ve esnek çalışma modelleri üzerinden yeniden yapılmaktadır. Gig ekonomisi, platform emeği, evden çalışma düzenleri; bunların hepsi emek-sermaye ilişkisinin biçimini dönüştürmüş, ancak bu ilişkinin özündeki gerilimi ortadan kaldıramamıştır.
✦
Akademik literatür, özellikle son on yılda “prekarya” kavramı üzerinden bu dönüşümü derinlemesine tartışmaktadır. Guy Standing’in kavramsallaştırmasıyla prekarya; güvencesizlik, belirsizlik ve kimlik erozyonuyla tanımlanan yeni bir sınıfsal konumdur. Bu konum, yalnızca ücretleri değil; çalışanların sosyal bağlarını, gelecek tasavvurlarını ve toplumsal aidiyet duygularını da etkilemektedir. 1 Mayıs’ın tarihsel talebinin —güvence, onur, görünürlük— bu bağlamda ne denli güncel kaldığı dikkat çekicidir.
Öte yandan yapay zekanın üretim süreçlerine hızla entegre olması, emeğin geleceği üzerine yeni ve çözümsüz sorular doğurmaktadır. Hangi işler dönüşecek, hangileri yok olacak, hangi yeni meslekler ortaya çıkacak? Bu sorular, kısa vadeli bir teknoloji tartışmasının ötesinde; insanın çalışmayla kurduğu anlam ilişkisini, kimliğini ve toplumdaki yerini kökten sorgulatmaktadır.
Tarih bize şunu öğretmiştir: emek meselesinin çözümsüz kaldığı her dönemde, toplumlar bu gerilimleri ya diyalog ve kurumsal düzenlemelerle ya da çok daha sancılı biçimlerle aşmak zorunda kalmıştır. 1 Mayıs, bu tarihin hem hatırlatıcısı hem de uyarısıdır.
✦
Bugün bu tarihi anarken ne anıyoruz? Geçmişte bedel ödenmiş bir mücadeleyi mi, yoksa henüz tamamlanmamış bir süreci mi? Sanırım ikisi de doğrudur. 1 Mayıs; elde edilenlerin kutlanması kadar, elde edilemeyenlerin de ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir gündür.
Emek; yalnızca ekonomik bir kategori değil, aynı zamanda bir onur, bir kimlik ve bir toplumsal varoluş biçimidir. Bu varoluşu güvence altına almanın yolunu tartışmak, yalnızca işçi sınıfının değil, toplumun tamamının meselesidir. Bu basit gerçeği hatırlatmak için yılda bir gün yetmez; ama o bir günü ciddiye almak, iyi bir başlangıçtır.










İlk yorum yapan siz olun