Savaş Bitti mi, Yoksa Yeni Bir Düzen mi Kuruldu?
ABD-İran mutabakatı ve zafer söyleminin gölgesindeki gerçek
Trump, geçen hafta mikrofonların önüne geçti ve “savaşı kazandık” dedi. Petrol fiyatları anında düştü, borsalar yükseldi, Batı medyası manşetlerini dizdi. Dünya bir kez daha sahneyi gördü ama perdenin arkasını sormadı.
Yüz günü geçen ABD-İran çatışması, diplomatik bir mutabakat zeminine oturmuş görünüyor. Katar arabuluculuğu yapıyor, Pakistan metne katkı sağladığı için belge “İslamabad Bildirisi” olarak anılıyor, Türkiye ve Mısır güvence mekanizmasında yer alıyor. Cenevre’de imza töreni konuşuluyor. Peki gerçekten ne değişti?
“Nükleer silah edinmemeyi kabul etmek” ile nükleer programı tasfiye etmek arasındaki mesafe, diplomatik dilde bir kelimelik fark gibi görünür; ama pratikte bu mesafe yıllarca süren denetim krizlerinin tam da kaynağıdır.
İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu teslim edeceği söyleniyor. Hürmüz Boğazı yeniden açılacak. ABD’nin deniz ablukası kalkacak, dondurulan varlıklar serbest bırakılacak. Kağıt üzerinde simetrik görünen bu takas, güç dengeleri açısından hiç de simetrik değil. İran, nükleer caydırıcılık kozunu fiilen elinden bırakırken karşılığında aldığı şey, zaten var olan bir hakkı —uluslararası suların kullanımını— geri kazanmaktan ibaret.
Trump’ın “iki hafta içinde tam zafer” söylemi bize bu anlaşmanın diplomatik bir uzlaşıdan çok iç siyasi bir performans olduğunu fısıldıyor. Başkanlık otoritesini Kongre denetimine bağlamak isteyen bir tasarı Senato’dan geçerken Trump’ın “zaferi ilan etmesi” rastlantı değil. Savaş gerçek, ama zafer büyük ölçüde kurgusal.
Öte yandan İran cephesinde de belirsizlik sürüyor. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, “kesin tarih beklenti değil” derken dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını anlaşmanın olmazsa olmazı olarak öne sürüyor. İki taraf da kendi kamuoyuna farklı bir anlaşma anlatıyor. Bu tür çift sesli mutabakatların ömrü kısadır.
Tarih bize gösterdi ki zayıf zeminlere kurulan ateşkesler, kalıcı barış değil, yeni çatışmaların fay hatlarını hazırlar. JCPOA’nın çöküşü bunun en yakın örneğidir.
Asıl mesele şu: Ortadoğu’nun yeni düzeni, bölge halklarının değil; büyük güçlerin çıkarlarına göre şekilleniyor. Katar arabuluculuk yapıyor çünkü bölgesel etki alanını genişletmek istiyor. Pakistan “İslamabad Bildirisi”ne adını yazdırmak için koşuyor çünkü küresel görünürlük peşinde. G7 zirvesi öncesi imzalanmak istenen bu anlaşma, barış belgesi olmaktan çok bir fotoğraf çerçevesi gibi görünüyor.
Savaş gerçekten bitmişse, bu Ortadoğu’da silahların sustuğu anlamına gelmiyor. Lübnan’da ateşkes ihlalleri sürüyor, Gazze’de insani kriz derinleşiyor, Hürmüz’de mayınlar hâlâ temizlenmeyi bekliyor. Dünya bir savaşın bitişini kutlarken bir sonrakinin zeminini fark etmiyor.
Trump’ın zafer söylemi bir sona işaret etmiyor; yeni bir başlangıcın retorik kılıfıdır. Ve tarih, bu tür kılıflara iyi muamele etmemiştir.
Doç Dr. Çağlar Erbek






