16.02.2014

SARI YAĞMURLAR

PAYLAŞ
Adı Milton Bearden. 1940 doğumlu. Emekli bir CIA ajanı. 1986-1989 yıllarında Pakistan, Afganistan bölgesinde üst düzeyde görev yaptı.  Sovyetler Birliği’ne karşı savaşan Afgan mücahitlerini destekledi. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Andrei Kondrashov’un “Afgan” isimli belgesel filminde ilginç açıklamalarda bundu.

Afganistan’da görev yaptığı dönemde bir haber ortaya atıldı. Habere göre Sovyetler Birliği ordusu Afganistan’da bombalı oyuncaklar atıyordu. Oyuncakları alıp oynayan çocuklar bombanın patlamasıyla ölüyor, yaralanıyorlardı. Şüphesiz ki bu yalan bir haberdi. Ama kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. Etkili bir propaganda aracına dönüştü. Bearden bu yalan ama son derece etkili haberin bir gazetecinin buluşu olduğunu söyledi. Fikir bir gazetecinindi ve çok tutmuştu. Siyasiler için bulunmaz bir nimet oldu.

O dönemde yayınlanan yalan haberler bununla sınırlı değildi. Sovyet ordusunun kimyasal silah kullandığı yönünde yalan haber furyası vardı. Bearden bunların hiç birinin doğru olmadığını ama dünyanın birçok yerinde yayınlanan gazetelerde, dergilerde sürekli bu yönde çıkarılan haberlerle insanların buna inandırıldığını söylüyor. Bearden bu ve benzeri yalan haberlerin soğuk savaş döneminin en yaygın oyunlarından olduğunu söylüyor. Ona göre “yalan” bu savaşın bir taktiği ve önemli bir parçasıydı.

Irak işgali için gerekçe gösterilen kimyasal silahları hatırlayalım. Hergün bas bağ bağırıyorlardı. Saddam’ın elinden biran önce bu kitle imha silahları alınmalıydı. İşgal gerçekleşti. Saddam asıldı. Ama tüm ülke didik didik edilmesine rağmen tek bir kitle imha slahı bulunmadı. Ama artık bunun bir önemi yoktu. Asıl amaca ulaşılmış, Irak işgal edilmiş, orduları dağıtılmış, yüz binlerce Iraklı katledilmiş, devlet başkanı asılmış, petrol kaynakları kontrol altına alınmış, ülke 3 parçaya bölünmüş, kuzeyde yeni bir devlet oluşumu tesis edilmişti.

Gezi olayları sırasından birden bire bir iddia ortaya atıldı. İddiaya göre başörtülü ve çocuklu bir kadın Kabataş’ta belden yukarıları çıplak, ellerinde eldiven, başlarında siyah bandana bulunan 70-100 kişilik bir gurup tarafından saldırıya uğramış, darp edilmişti. Bununla da yetinmeyip üzerine idrarlarını yapmışlardı. Hükümet ve hükümete yakın çevreler bu iddiayı meydanlarda, toplantılarda, basın açıklamalarında sürekli yüksek sesle dile getiriyordu.

Basın dünyasından pek çok isim bu iddiayı programlarına, satırlarına taşıdı. O kadar yazıldı, o kadar konuşuldu ki insanlar ateş olmayan yerden duman çıkmaz deyip iddialar ne kadar uçuk kaçık görünse de doğru olabilir mi diye düşünmeye başladı. Hatta bu gazetecilerin bazıları olayı doğrulayan kamera görüntülerini izlediklerini bile iddia ettiler. Vali’nin bile görmediği o görüntüleri bazı gazeteciler izlemişti ve görüntüler dehşet vericiydi.

Saldırıya uğradığını iddia eden kadınla ropörtajlar yaptılar. Saldırıyı yapanları lanetlediler. Gezi eylemcilerini suçladılar.

İsmet Berkan, Eyüp Can, Elif Çakır, Balçiçek İlter, Nihal Bengisu Karaca, Abdülkadir Selvi, Aslı Aydıntaşbaş, Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alçı, Mustafa Karaalioğlu, Mustafa Akyol, Esra Elönü, Cemile Bayraktar, Halime Kökçe, Meryem Gayberi… Liste uzar gider. Bu haberi parlatan, vurgulayan, dile getiren gazetecilerin sayısı o kadar çoktu ki...

Şimdi olay gününün kamera kayıtları ortaya çıktı ve görüldü ki aslında iddia edilenlerin hiçbiri doğru değilmiş. Ne saldırı, ne taciz, ne üstüne idrar yapma ne yarı çıplak, eldivenli, siyah bandanalı adamlar.

Bir başka “sarı yağmur” furyası da yine Gezi olayları sırasında göstericilerin sığındıkları bir camide içki içtikleri, uygunsuz davranışlar sergilediği iddiasıyla geldi. Bu yağmur diğeri kadar uzun süre devam ettirilemedi çünkü gerçek bir din adamı olan cami imamı iddiaları yalanladı ve camide içki içilmediğini söyledi. Ben din adamıyım, yalan konuşamam diyerek gerçeği söyleyen din adamının ödülü sürgüne gönderilmek oldu.

Ne bu iddiayı ortaya atan, ne de zorda kalınca bununa sarılıp meydanlarda bağırarak propaganda yapan siyasiler değil asıl sorun. Asıl sorun bu sarı gazetecilik anlayışı.

Görevi halka gerçekleri anlatmak olan gazetecileri “sarı yağmurlar” yağdırması. Kim planın parçasıydı, kim bilerek, isteyerek yaptı, kim çıkar elde etti, kim kandırıldı bilemem. Bildiğim tek şey Türkiye’de gazetecilik hiç bu kadar onursuzlaştırılmamıştı.

Abdi İpekçi’lerin, Uğur Mumcu’ların neden yok edildiklerini yeniden sorgulamak zorundayız. Uğur Mumcu gazeteciliğinden günümüzün “sarı gazetecilik” batağına nasıl sürüklendiğimizi sorgulamalıyız. Gazetecilik onurunu yeniden ayağa kaldırmalı, korkmadan, yılmadan halka gerçekleri anlatmalıyız.

Umutsuz değilim. Aksine umudum her geçen gün yeniden yeşeriyor. Çok iyi bir gazeteci nesil geliyor. Çok iyi gazetelerin, televizyonların, haber sitelerinin ayak sesleri duyuluyor.

Gerçek gazetecilere, gerçek habercilere, gerçek aydınlara, namuslu köşe yazarlarına selam olsun.

Çağlar Erbek

16 Şubat 2014
PAYLAŞ

Author: verified_user

0 yorum: