Etik, felsefenin bir alt dalıdır ve iyi
nedir, kötü nedir, nasıl yaşamalıyım, gibi sorulara cevaplar arar. Ahlak
felsefesi olarak da adlandırılan etik kavramı Yunanca “ethos” kelimesinden
gelmekte ve iki farklı anlam ifade etmektedir. Birincisinde etik, töre ve
alışkanlık anlamlarındadır. Yani eylemlerini antik kentte geçerli olan töreye
bağlı kalarak eğitim yoluyla düzenlemeye alışkın bireyin, toplum tarafından genel kabul gören ahlak
kurallarına uygun davranış sergilemesi olarak tanımlanmaktadır. İkincisinde ise
fiili gerçekleştiren kişi, kabul edilmiş davranış kurallarını ve değer
yargılarını sorgulama sonucunda kavrayarak ve üzerinde düşünerek istenilen
iyiyi gerçekleştirmek için onları alışkanlığa dönüştürme fiilidir (Pieper, 2012:30).
Etik; insan ilişkilerinde, toplum,
kültür, siyaset, ekonomi, hukuk, bilim ve teknoloji gibi alanlarda bireyin
tutum, davranış, eylem ve kararlarında etkili değerler bütünüdür. Etik, sorumluluklarının bilincinde olan
insanların, davranış ve iletişim tarzlarını, diğer bireyler ile birlikte
insanca şekillendirmeyi ve iyileştirmeyi isteyen sosyal topluluk üyesi herkesi
ilgilendirir (Pieper, 2012:19).
aynı anlamda kullandığı görülse de aslında birbirinden farklı kavramlardır. Ahlak,
belirli bir toplumda belirli bir dönemde, kişilerin veya grupların uymakla
yükümlü oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır. Ahlak bilimi olan etik
ise; yarar, iyi, kötü, doğru gibi kavramları irdeleyen ve inceleyen, bireysel
ve grupsal davranışların ilişkilerinin hangisinin doğru, hangisinin yanlış
olduğunu ortaya koyan ahlaki ilkeler, değerler ve standartlar sistemidir.
genel ve ilkesel olarak ele almaktadır. Dolayısıyla, hangi somut amaçların iyi
ve herkes için ulaşılmaya değer olduğunu ortaya koymamaktadır. Daha çok
ölçütleri belirler ve bu ölçütlere göre öncelikle hangi amacın iyi amaç olarak
kabul edilmesinin bağlayıcı olabileceğini göstermektedir. Bu anlamda etik, iyi
olana değil, bir şeyin iyi olduğu hükmüne nasıl varılacağını göstermektedir
(Pieper, 1999:28).
at eğitimi, at talimi anlamına gelmektedir. Osmanlı’da devlet geleneği için
siyaset sözcüğünün ‘ceza’ ve özellikle ‘ölüm cezası’ anlamında kullanıldığı
görülmüştür. Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, polise veya devlete ait
etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır. Siyaseti toplum yönetimi ile ilgili
olayların bütününü inceleyen bilim dalı olarak tanımlamak mümkündür.
tanımlamalarda bazıları şunlardır:
- Siyaset
yönetme sanatı veya bilimidir de diyebiliriz. - Hükümet/devlet
icraatlarını etkileme, değiştirme veya yönlendirmek işidir. - Devlet
yönetimini veya kontrolü ele geçirme ve elde tutma bilgisi veya sanatıdır. - Bireyler ve
gruplar arasında güç ve liderlikle ilgili olan rekabettir. - Bir takım
maharet ve hünerlerle, çoğu kez dürüst veya ahlaki olmayan şekilde
uygulamalarla karakterize edilen etkinliklerdir. - Bir
toplumda yaşayan insanlar arasındaki ilişkiler karmaşasının bir
toplamıdır.
siyasetçiye bakışında bir tereddüt ve güvensizlik vardır. Bir yandan siyasetten
uzak durulması gerektiğini düşünen, siyasete kirli ve kaygan bir zemin olarak
bakan toplum diğer yandan da siyasetçilere ilgi ve saygı göstermekte,
siyasetçiler meydanlara binlerce seçmeni toplayabilmektedir.
bakmasının temel nedeni ona yüklediği bazı misyonlardır. Sıradan bir konuda
yaptığı hatadan dolayı sertçe eleştirilen siyaset kurumu, aynı zamanda,
vatandaşın iş aramada, hastalıkta, para ihtiyacında yardım talep ettiği ilk
kurum olmaktadır.
sorunlar görülmektedir. Bu sorunlar ekonomik ve sosyal gelişmeler ile yakından
ilgilidir. Endüstrileşmenin ve kapitalizmin sosyal sonuçlarından biri de birey
ve kitle olgusudur. Birey salt kendi kendine yetmekten çıkıp çevresine üreten,
karar veren, sorgulayan bir duruma geldi. Aile, aşiret gibi yapılardan çıkıp
kitleleşme yoluna girdi. Kitleleşmenin temelinde bağımsızlaşma ve yalnızlaşma
vardır.
zamanda yalnızlaşmasına ve yabancılaşmasına neden oldu. Özgürlüğü ve eşitliği
idealleştiren eski bağlarından kopmuş, büyük beklentiler içindeki huzursuz
insanların oluşturduğu kitleler, ideolojik yönlendirmelere hazır hale geldiler.
(Akyüz, 2009:100-101)
ve özgürlük kavramlarının mutlak değerler olarak var olması, birbirlerinin
varlığını ortadan kaldırmalarına sebep olmaktadır. Bu iki olgu birlikte var olabilmesi
her ikisinin de belirli sınırlar içerisinde kalmasına bağlıdır. Özel ve kamusal
alan nitelemelerinin arkasında, bireyselleşme denilen, insanın devlete yani
bürokrasiye karşı bir alan oluşturma çabası yatmaktadır.
suçlamalarına neden olmuştur. Fakat kitle iletişim araçları ancak geniş kitleleri
etkileyebileceklerine inandıkları konularda yayın yapmaya özen gösterirler. Bu
anlamda tek yönlü değil karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. İletişim
araçları sadece ahlakın oluşmasına katkıda bulunmuyor, aynı zamanda yeni bir
ahlakın da oluşmasına yol açan koşullar tarafından yönlendiriliyorlar.
(Alkan:1993)
yozlaşmayı önlemek, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, usulsüz hediye alma ve
haksız menfaat elde etme vb. olumsuzlukları önleme amacıyla çeşitli tedbirler
alınmaktadır. Bu tedbirler arasında siyasi etik yasasının çıkarılması, hediye
alma ve menfaat sağlama yasağı, seçim harcama tutarı bildirimi, ticari faaliyetlerin devri, siyasi etik
komisyonlarının kurulması ve dokunulmazlıkların sınırlandırılması sayılabilir.
süreci içerisinde genel kabul gören ve kimi siyasi etik kuralları ortaya
çıkmıştır. Demokratik yönetimlerin egemen olduğu siyasal sistemlerde uyulması
beklenen siyasi etik kuralları arasında saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük,
hesap verebilirlik ve kamu yararını gütme gibi ilkeleri sayabiliriz.
liderinin başarısı yaptıkları ile değerlendirilir. Liderin başarısı; iyi bir
insan, erdemli ve ahlaklı olması değil seçim kazanması, iktidara gelmesi
iktidarda kalması le ölçülür. Güç insanları baştan çıkarabilir. İktidar gücünü
elinde bulunduranların zamanla etik değerlerden uzaklaşması söz konusu
olabilmektedir.
yönetilen ve birçok siyasi partinin bulunduğu bir ülkede elbette siyasal
yozlaşmanın yansımaları olacaktır. Türkiye’de siyasal yozlaşmaya yol açan üç
temel sosyoekonomik nedenden bahsedilebilir. Bunlar hızlı nüfus artışı, hızlı kentleşme
ve hızlı ekonomik gelişmelerdir. Buradan hızlı nüfus artışı karşısında kamu
hizmetlerinin yetmezliği, herkesin yararlanmasına olanak bulunamayan
hizmetlerden kimin yararlanacağı gibi hususlar yozlaşmayı getirmiştir. Buna
ilaveten kentsel süreci özümsememiş olanların kente uyumu konusundaki zorluklar
ve devletin iktisadi gelişmeye yönelik teşvikleri ve yanlış kullanımı yozlaşmaya
sebep olmuştur.
ekonomik gelişmeyle geçirdi. Bu hızlı ekonomik değişim bütün toplumsal ve
siyasal kurumları yerinden oynattığı gibi bazı değerlerin de unutulmasına yol
açtı. Toplumdaki güç odakları bu gelişmelerle yer değiştirdi ve yapılan
yanlışlara müdahale edilmediği gibi sanki teşvik edildiği durumlar yaşandı bu
da siyasal yozlaşmayı artırdı.
sebebi, toplumda yasal süreç ve kuralların ciddiye alınmamış olmasıdır. Bunun
sebepleri olarak da Türkiye’de sık sık vuku bulan askeri darbeler ve yeni
liberalizm eğilimidir. Askeri darbeler, yönetme yetkisini halktan zorla
almışlardır. Bu arada bazı kamu görevlileri hesap sorulma endişesi olmadan
rahatlıkla yolsuzluk yapabilmişlerdir. Hızlı ekonomik gelişmenin de etkisiyle
yolsuzluk yapıp para kazanma akıllılık, dürüst çalışma ise saflık olarak
algılanmıştır. Burada menfaat üzerine dönen siyasetin etkileri görülmektedir.
Milletin yetkisiyle yapılacak işlerde insanlığın faydasına çalışmak esas olması
gerekirken menfaat esas amaç olmuştur. Bundan da ne toplum ne de siyaset kurumu
fayda görmüştür. (Akyüz, 2009:120)
hukuk mekanizması olmaması ve caydırıcı cezaların yetersizliği siyasetteki
yozlaşmanın diğer bir sebebidir. Büyük yolsuzlukları yapanların en ufak bir
ceza dahi almadan beraat ettikleri bir yerde siyasi yozlaşma kaçınılmazdır.
meselesi son dönemde ülke gündemini işgal eden bir konu haline gelmiştir. Bir
yandan milletvekillerinin ikinci bir işte çalışması ya da pahalı hediyeler
alması gibi konular kamuoyunda tartışılırken diğer yandan de TBMM’de grubu
bulunan dört partinin temsilcilerinin katılımı ile oluşturulan “Etik Komisyonu”
uzun zamandır “Siyasi Etik Kanunu Taslağı” üzerinde çalışmaktadır. 19 Aralık
2012 tarihi ile komisyonun çalışmalarının tamamlandığı açıklanmıştır.
yönelik olarak gerçekleştirilmekte bu çalışmanın iyi niyetle yürütüldüğüne ve
önemli bir ihtiyacı karşılayacağına şüphe yoktur. Ne var ki kanun daha çıkmadan
kendi içinde çelişkiler barındırdığı anlaşılmaktadır. Bunun en somut örneği taslakta
yer alan milletvekillerinin ikinci bir işte çalışama yasağının yasanın
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde uygulamaya sokulacağı
hükmü, son anda yapılan bir değişiklikle gelecek ilk milletvekili seçimlerinden
itibaren yürürlüğe gireceği biçiminde değiştirilmesidir. Yazılı ve görsel
basında yer alan bu haberler yetkililerce yalanlanmamıştır. (Milliyet:2012)
çalışması, gelir elde etmesi etik dışı mıdır değil midir? Kanun taslağına
bakarsanız etik dışıdır. O halde hali hazırda ikinci bir iş yapan ve kazanç
elde eden milletvekillerine ilk genel seçimlere kadar bunu yapmaya devam
etmelerine olanak sağlamak ne anlama gelmektedir? Milletvekillerinin etik dışı
tutum ve faaliyetlerini devam ettirmelerinin önünü açmak yasanın ruhu ile
çelişmiyor mu? Ayrıca bu kanun çıkarılmış olması siyasi partiler kanunu ve
seçim kanununda değişiklik yapılmadan tek başına siyasi etik açısından yeterli
olacak mıdır? Kanımızca bu ve benzeri sorular önümüzdeki dönemde sıkça sorulacak
ve tartışılacaktır.
Ünal (2009), “Siyaset ve Ahlak”,
Yasama Dergisi, S.11, s.93-129, Ankara
T. (1993), Siyasal
Ahlak ve Siyasal Ahlaksızlık, Bilgi Yayınevi, Ankara
(2012), http://siyaset.milliyet.com.tr/sukur-son-dakika-hamlesiyle-kurtuldu/siyaset/
Erişim Tarihi: 20.12.2012
Annemarie (2012), Etiğe
Giriş, Ayrıntı Yayınları, İstanbul
Ali (2010), Etik
Liderlik Ve Örgütsel Adalet İlişkisi Üzerine Bir Uygulama,
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal











İlk yorum yapan siz olun